All for Joomla All for Webmasters
Cumartesi, 16 Eylül 2017 21:38

“Ben Devletin Piçi miyim?”

Öğeyi Oyla
(21 oy)
Kocaeli Koz Gazetesi köşe yazarı Yeliz Koray bugünkü köşesinde bir astsubayın anlattıklarına yer verdi. İsmini vermediği o astsubayın yaşadıklarını aynen aktarıyoruz.
* * *
“1990 yılında birçok sınav aşamasından geçerek ve Taksim Gümüşsuyu Askeri Hastanesi’nden sağlık raporu alarak TSK’ya girdim. 
 
Tuzla Piyade Okulu’nda okurken üç ayda bir sağlık kontrolünden geçtim. 
 
Mezun olunca Urfa hudutta astsubay çavuş olarak göreve başladım. 
 
Hudut Karakol Komutanı olarak iki yıl görev yaptım. 7/24 çalıştım, hafta sonum hiç olmadı. 
 
Günde 4 saatten fazla uyumadım. Bu iki yılda istihbarat, silah, bomba imha, komando gibi çok sayıda eğitim aldım. 
 
Geçici görevlerle Sivas, Erzincan ve Tunceli arasında çok sayıda operasyona katıldım. 
 
Süleyman Şah Türbesi Karakol Komutanlığı yaptım. 
 
Daha sonra tayinim Amasya Merzifon’a çıktı. Eşimi ve çocuklarımı alarak gittim. 
Kırk gün sonra yine geçici görev verdiler. 
 
Merzifon’da neredeyse hiç kalmadım; 3-5 ay aralıklarla Irak, Güneydoğu, Diyarbakır ve Sivas’a gittim, operasyonlara katıldım. 
 
Her operasyona gitmeden ve operasyon dönüşünde sağlık raporu aldım. 
 
1993-1996 yıllarıydı…
 
FETÖ denilen yapının iç yüzünü o zaman gördüm. 
 
Şuanda birçoğu FETÖ’den tutuklu komutanların çocukları-damatları bizim gıda ve kıyafet ihalelerimizi alıyordu. 
 
Botların altı on gün sonra düşüyordu. Dağda operasyonda olduğumuz için çul çaput ne bulursak tabanını ayağımıza bağlıyorduk. 
 
Sular pis, konserveler kurtluydu. Hepimiz bitlenmiştik
 
Sırtımızda 30 kg teçhizatla günde en az 20 km yürürdük. 
 
Ekmekler simsiyah geldiği için aç kalırdık, deredeki yosunları ekmek niyetine yediğimizi hatırlıyorum. 
 
PKK’nin bir karakolu basacağı haberini alır operasyona giderken komutan tarafından geri çevrilirdik. 
 
Birkaç saat geçmeden ‘karakol baskını’ ve şehit haberleri alırdık. 
 
PKK ve FETÖ ilişkisi apaçık ortadaydı. 
 
Hem yaşam koşullarına hem de PKK’ya göz yumulmasına isyan edenler çeşitli bahanelerle ihraç edilirdi. 
 
Sivas’ta operasyon sırasında PKK’nın döşediği bombalardan biri patladı. Kayalıklardan aşağı yuvarlandım. Hem belim tutmuyor hem de geçici körlük ve sağırlık yaşıyordum. 
 
Belim ağır sakatlanmış, ayağımda yüzde 40 his kaybı vardı. Sadece bu bile emekli olmama yetiyordu. Yalvardım, bir iki saatten fazla ayakta duramıyorum fıtık oldum rapor verin dedim ama sağlıklısın dediler
 
Bir süre hastaneden yattım. Aynı odada kalan bir asker arkadaşım her gece bağırarak uyanıyordu. 
 
Şehitler boğazıma sarılıyor uyuyamıyorum” diyordu ki birkaç ay sonra intihar haberini aldık. 
 
Devletimizin aslında biz askerler için en iyi imkanları sunduğunu ancak FETÖ’nün sırf bizi güçsüz durumda bırakmak için FETÖ’cü komutanlar aracılığıyla devleti kandırdığını anlamıştım. 
 
Bunların PKK’yla bile ortak olduklarını ortaya çıkarmak için kolları sıvadım. 
 
Ancak o kadar güçlülerdi ve o kadar çok muhbirleri vardı ki alay komutanına mektup yazdım diye askeri mahkemede yargılandım, cezaevinde yattım. 
 
Bana destek olan komutanlarım bir bir ihraç edildi ya da tayinle sürüldü. 
 
Beni de Balıkesir’e gönderdiler. Komandoydum ama ‘seferberlik şube müdürlüğünde’ görevlendirdiler. 
 
Amaçlarının sicilimi bozup beni ihraç etmek olduğunu sonradan anladım. 
 
Satın alma bölümündeki tutanakları incelediğimde yüzlerce yolsuzluk olduğunu gördüm. Bunların birinde bile imzamın olması başımı yakacaktı. İmzalamadım, komutana evraklardaki yolsuzlukları söyledim. Ege Ordu Komutanlığına yazı yazdım. 
 
Bu kez Isparta Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargıladılar. 
 
Yargılamam devam ederken üç ayda bir yapılan sağlık kontrolü için askeri hastaneye gittim. 
 
Bana , “Sen renk körüsün malulen emekli olacaksın” dediler. 
 
40 gün içinde de askeri lojmanı boşaltmamı istediler. 
 
‘8 yıl devletim için çalıştım, sakatlandım. Binlerce şehit vermişiz ben malul olmuşum çok mu?’ dedim. Zaten belimden dolayı çoktan malul olmam gerekiyordu. 
 
Devletimizin kararına saygı duydum. 
 
Askeri lojmanı boşaltıp, ailemin geçimini sağlamak için elimde avucumda ne varsa koyup ufak bir kafe açtım. 
 
Malullük maaşıyla beraber çocuklarımı okuturum diye düşündüm. 
 
6 ay geçti bana maaş bağlanmadı. Gittim sordum.
 
Sen adi malulsün” dediler. Yani görev dışı sakatlanmışım. 
 
Renk körlüğü doğuştan olur, seni TSK’dan emekli edemeyiz” dediler.
 
‘Madem renk körüyüm beni neden TSK’ya aldınız, 8 yılda en az otuz kez sağlık kuruluna girdim hepsinde de sağlıklı raporu verdiniz’ dedim; dinlemediler
 
Operasyonda belimden yüzde 40 sakatlandığımı söyledim. ‘Bari o raporla emekli edin’ dedim. Ancak sanki o hastanede hiç yatmamışım gibi raporlarım yok edildi
 
Ben de yurt içi ve yurtdışında renk körlüğüyle ilgili ne kadar bilgi varsa araştırdım. Renk körlüğünün benim gibi ağır gaz ve sıcaklık altında yani bomba-mayın patlamasıyla da sonradan oluşacağını öğrendim. 
 
Tüm bilgileri yetkili mercilere sundum. 
 
Bu sefer bana “Senin emekli olman için 10 yıl şartı var. Sen 8 sene çalışmışsın” dediler. 
 
O zamandan başlayarak bu zamana kadar Süleyman Demirel’den tutun da Ahmet Necdet Sezer, Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan hatta Emine Erdoğan’a bile sürekli yazı yazdım ama beni dinlemediler
 
Çoluğu çocuğu toplayıp memlekete döndüm. Bulaşıkçılık, garsonluk, amelelik yaptım. Ama ayakta fazla kalamadığım için her seferinde işten çıkartıldım. 
 
Bayram geldi, okullar açıldı çocuklarımın yüzüne bakamadım
 
Ev sahibi kapıya dayandı, buzdolabı boşaldı, eşimin yüzüne bakamadım
 
Eşim çocukları da alarak memleketine döndü; haklıydı
 
2012 yılında bir kanunla irticai faaliyetleri nedeniyle ordudan ihraç edilen 6 bin kişiye itibarlarını iade ettiler. 1 yıl çalışıp ihraç edilene bile hem aradaki yıl farkının faizli maaşını verdiler hem de 20 yıl çalışmış gibi emekli ettiler. 
 
Meclise gittim, milletvekillerine anlattım, bakanlara yalvardım; beni dinlemediler…
 
8 sene hep dağdaydım; komandoydum. 
 
Aç kaldım, bitlendim, arkadaşlarım kollarımda şehit oldu, sakatlandım. Devletime hiç ihanet etmedim ama edenleri orduya alıp beni dışladılar.
 
53 yaşındayım, hala günü birlik işler yapıyorum. 
 
Yüzüme bakmayan 3 çocuğum var. 
 
Hele biri “Sen bana babalık mı yaptın?” dedi ya kurşun yeseydim böyle acımazdı canım. 
 
Benden şerefimi aldılar, ailemi aldılar, geleceğimi aldılar, babalığımı aldılar.
 
Devletimin bana verdiği sadece bir yeşil kart ama Suriyelilerden sıra gelirse muayene oluyorum. 
 
Onlara maaş, onlara vergisiz iş yeri, onlara sınavsız üniversite onlara iş…
 
İki defa intihar ettim, onu da başaramadım. 
 
Ben şimdi adaletsizliği Rabbime havale ederek ölmeyi bekliyorum. 
 
Ve yatıp kalkıp hep aynı şeyi soruyorum kendime;
 
Ben cevap bulamadım Yeliz Hanım. 
 
Sen beni dinledin madem sen cevap ver; 
 
Ben bu devletin piçi miyim?
 
***
FETÖ hala güçlü, hala ordudalar. Bana olan oldu ama üniversite okuyan çocuklarıma zarar gelmesin” dedi, ismi bende saklı olmak üzere anlattı. 
 
Kilometrelerce yol gelmiş, derdini anlatmış birinin sorusuna verecek cevap bulamadım, beraber ağladık. 
 
Sadece itibarımı istiyorum. Devlette güveneceğin biri varsa telefonumu ver” dedi gitti.
Ona da verecek cevap bulamadım. 
 
Bu FETÖ mağduruna cevap verecek biri var mı aramızda?

 * * *

yeliz

 

 

 

 

 

 

Yeliz Koray - Kocaeli Koz Gazetesi

Kaynak:

http://www.kocaelikoz.com/yazar/yeliz-koray/ben-devletin-pici-miyim/520.html

 

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 25018 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile