All for Joomla All for Webmasters
Salı, 29 Kasım 2016 21:36

TBMM FETÖ Komisyonundan Notlar-12

Öğeyi Oyla
(0 oy)

03/11/2016

(Oturum Başkanlığına Başkan Vekili Selçuk Özdağ geçti)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Mihrimah Belma Satır, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Milletvekilim.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Efendim, çok teşekkür ediyorum, açıklamalarınız gerçekten çok güzeldi. Öncelikle, Sayın Genelkurmay Başkanımız, konuşmanızın başında, demokrasiye, seçilmiş iradeyi ve siyasi erke dair beyanlarınız için ayrıca çok teşekkür ediyorum, çok değerli buluyorum bu ifadelerinizi.

Biraz evvel dediniz ki: “Tutuklanmam sırasında toplum test edildi ve çok fazla tepki gösterilmedi.” Sayın Cumhurbaşkanımızın o günlerle ilgili şöyle bir cümlesi var: “İlker Paşamızla alakalı olarak ben yapılan benzetmeleri ve yakıştırmaları asla doğru bulmuyorum. Yani bir örgüt elemanıymış, bir örgütün mensubuymuş gibi, bu tür yaklaşımları kesinlikle çok çok çirkin buluyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerinde Genelkurmay Başkanlığı makamına gelmiş bir insan için bu tür bir yakıştırmanın, bu tür bir benzetmenin doğru olmadığını ve insaf dışı olduğunu kesinlikle düşünüyorum.

Daha önce de söyledim, tutuklu yargılanmasını dahi -yargıda olmasına rağmen söylüyorum- doğru bulmuyorum, tutuksuz yargılanmasından yana olduğumu daha da başta söyledim.” Bu anlamda, Sayın Cumhurbaşkanımızın tepki gösterdiğini zabıtlara geçmesi açısından ifade etmek istiyorum.

FETÖ’yle mücadelede -ben de sayın vekilimize katılıyorum Cumhurbaşkanımız mücadele etti çünkü liderdir, mücadelesi çok değerlidir ama sözlerinin ikinci cümlesinde de “Halkımla beraber mücadele ettim.” dedi. Bunun da zabıtlara geçmesini istiyorum.

Ayrıca, bir milletvekili olarak, 24’üncü Dönem Grup Başkan Vekili olarak biz de kendi çapımızda mücadele ettik. Sayın Başkanım, benim sorularım biraz daha güncel, o geceyle ilgili, Boğaziçi Köprüsü’nün yani bugünkü ismiyle 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün tek yönlü trafiğe kapatılmasını askerî açıdan nasıl buluyorsunuz? Bu, bir mantığı olan uygulama mıdır, yoksa, mantıksız yapılmış bir uygulama mıdır?

Başarısız bir darbe girişimi yaşadık, askerî açıdan bakıldığında darbenin sadece başarısızlık üzerine kurulduğunu söyleyebilir miyiz? 

Bir röportajınızda veya televizyon programınızda diyorsunuz ki: “15 Temmuz olayı dün karar verilip ertesi gün uygulanan bir hareket değildir, en az sekiz-sekiz buçuk aylık bir hazırlanma süreci vardır.” Bu sekiz -sekiz buçuk aylık hazırlık süresi bir darbe için yeterli bir süre midir?

Kurumların bundan haberdar olduğunu, bilenlerin olduğunu söylüyorsunuz, bilenler kimdi? Çünkü buraya gelen değerli konuşmacılarımız hiçbir kurumun bundan haberdar olmadığını söylediler. Bilenler olduğunu iddia ediyorsunuz, bilenler kimdir? Bu konuda cevap verebilirseniz çok memnun olurum.

3’üncü sorum MİT’le ilgiliydi. MİT’le ilgili çok cevap verdiniz, teşekkür ediyorum. MİT’in bu konudan haberdar olmamasını anlamadığınızı söylüyorsunuz Ahmet Hakan’ın programında. “Darbe hazırlıklarından mutlaka haberi olan MİT devletten istihbarat bilgilerini saklamış mıdır?” diye bir soru sormak istiyorum. Cevabını tahmin ediyorum, “Başkana sorun.” Diyeceksiniz ama ben yine de hazırladığım için sorumu sormak istedim.

Çok teşekkür ediyorum. Sağ olun efendim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Efendim, ben teşekkür ederim.

O geceki uygulamalarla ilgili olarak ben yorum yapmak istemem çünkü net tabloyu bilmiyoruz. Konuşma esnasında onu özellikle ifade ettim, dedim ki: Ortada bir darbe planı var mı, yok mu? İlk önce şu darbe planı çıksın, bir görelim de bakalım ne kadar sağlıklı. O zaman belki ifade etmek mümkün olabilir.

Uygulamalarda bazı konularla ilgili olarak da yorum yapmamın uygun olmadığını düşünüyorum. Bu konuları biraz zamana bırakmanın daha uygun olacağını değerlendiriyorum.

MİT’le ilgili olarak benim söylediğim şu: “MİT” deyince, tabii, Emniyeti de, Emniyet Genel Müdürlüğünün İstihbarat Dairesini de, Jandarmayı da katınız. Ben diyorum ki bir darbe hazırlık süreci mutlaka vardı. Sekiz buçuk ay mı demişim?

BAŞKAN – “Sekiz- sekiz buçuk ay” demişsiniz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Demiş miyim?

BAŞKAN – Evet.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Demişsem demişimdir. Sekiz buçuk olur, üç buçuk olur, bilmiyorum. Mutlaka, basından, bir yerden almışızdır o rakamı.

Bu hazırlık sürecinin tespit edilememesi hakikaten düşündürücü. Nasıl tespit edemiyoruz? Soruyu herhâlde oraya sormanız uygun olur. “Bu darbe girişimi başarısızlık üzerine mi sanki planlanmış?”

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Askerî açıdan.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Askerî açıdan…

Onunla ilgili benim bir açıklamam var aslında 1 Ağustostaki yaptığım konuşmada. Bazıları katıldı, katılmadı; olabilir, ben düşünce olarak söyledim. 

Ben Genelkurmay Başkanıyken ordulara yani dünyada, özellikle Güney Amerika ordularına filan yapılan komploların nasıl yapıldığını araştırdım, bu konularla ilgili kitaplar getirdim. Yani, bir orduyu nasıl dibe batırırsınız? 3 metot var. Benim orada söylediğim bu. 1’inci metot, diyeceksiniz ki: “Bu, orada kendisine verilen görevlerde başarısızdır.” Biz bunu yaşadık mı? Yaşadık, 2007’de Dağlıca baskınıyla yaşadık. O Dağlıca olayı olduktan sonra, açın gazeteleri, Silahlı Kuvvetlere denmedik kalmadı ki Dağlıca olayı -2007 Aralıktır yanılmıyorsam- önemli bir olaydır. Ben onun sadece bir PKK olayı olduğunu da değerlendirmiyorum, o ciddi bir olaydı. Zaten, ondan sonra, biliyorsunuz, değişik bir sürece girecek Türkiye. Yani, o olayda ve ondan sonra yaşanan olaylarda hep şu denilmeye çalışıldı: “Silahlı Kuvvetler terörle mücadelede başarılı değil.” Bu çok büyük bir haksızlık, detayına girmeyelim.

Yine bu konuda eğer daha sağlıklı bilgiler elde etmek istiyorsanız bu kitabı okumanızı öneririm; Silahlı Kuvvetler bu konuda ne kadar başarılı olmuştur, ne kadar olmamıştır. Bilimsel, yabancı referanslı dayalı olarak burada bilgiler var. Birinci metot bu.

İkinci metot: Silahlı Kuvvetlerle ilgili olarak komplolar yapacaksınız, iddialar atacaksınız, yargıya taşıyacaksınız ve diyeceksiniz ki: “Silahlı Kuvvetler çetedir, işte Silahlı Kuvvetler terörist yapısıdır.” Dendi mi bu? Dendi, yapıldı.

Ama, Allah’a şükür öyle bir döneme geldik ki bu yapılan komploların, iddiaların hemen hemen hepsi çöktü, yalan ve iftira olduğu çıktı. Dolaysıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerini buradan da istediğiniz noktaya götüremediniz.

Ha, üçüncü model; ben illa “Türkiye’de bu uygulandı.” diye bir iddiada bulanamam. Fakat dünyada baktığınız zaman, üçüncü bu model, Silahlı Kuvvetleri… Bir darbe teşebbüsüne provoke ediyorsunuz, itiyorsunuz ama öyle tedbirler alıyorsunuz ki darbe teşebbüsü başarısız kalıyor ve böylece zaten o ülkenin silahlı kuvvetlerini dibe vurduruyorsunuz. Bu model yapılmış mıdır bazı ülkelerde? Evet, yapılan ülkeler, ciddi ülkeler var. Ha, bu 15 Temmuz da böyle bir model midir? Bilmiyorum yani ben sadece bunu bir düşünce olarak ifade ediyorum, incelemeye değer bir nokta olarak görüyorum.

Son söylediğiniz konuyu tam anlayamadım, benim öyle bir ifadem oldu mu bilmiyorum yani “Bu 15 Temmuz darbe girişimini bilenler vardı, söylemediler.” Böyle bir ifadem olmaz, olmaması lazım, çok ağır bir suçlama, öyle bir ifadede bulunduğumu zannetmiyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hayır, şöyle söylüyorsunuz:

“MİT’in bilgisi vardır…”

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Efendim?

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Tahmin ediyorsunuz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – “Herkes böyle bir darbe girişimi olabileceğini düşünüyordu, bunu bilenler de vardı.” diye bir ifadeniz var, evet.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Onu düzeltelim yani.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – “Bunu herkes biliyordu.” diyorsunuz. Ben de size bilenler kimdi diye soruyorum. Genel bir şey söylediniz herhâlde.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Yani, belki biraz fazla bir şey olmuş orada, tabii, o canlı bir televizyon programı. Şöyle bir iddiada bulunamayız: “Yani, MİT bu olayı biliyordu kesin olarak, efendim, söylemedi.” Bu çok ciddi bir iddiadır, böyle bir şey olamaz. Ancak şu bir gerçek var: 15 Temmuz öncesi basında, medyada çıkan yazılar var. Bu yazıları hepimiz gördük mü? Gördük. Hatırlayın, yerli basında, yabancı basında “Efendim, Türkiye’de Türk Silahlı Kuvvetleri içine sızmış Fetullah Gülen cuntası tarafından bir darbe yapılacak.” diye yazılmadı mı? Yazılar var, çok yazılar var. Hatta bazı arkadaşlarım “Ya bak, böyle böyle yazılar var.” diye benim de dikkatime sundular. Gördüm yani böyle bir iki yazı, sizler de gördünüz yanılmıyorsam, yazılar var. Ha, açık, samimi söyleyeyim, ben o yazılanları ciddiye almadım. Yani, böyle şey olabileceğini, 15 Temmuzda böyle bir olayla karşı karşıya kalacağımızı düşünmedim, değerlendirmedim ve çok kimsenin de düşündüğünü ben zannetmiyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bu kadar ileri gidebileceklerini belki…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Ama, dediğim gibi, genel bir sorun yani bir hazırlık süreci olan bir darbe süreci var, bu sürecin bir hazırlık sürecinin olmaması mümkün değil. Bu süre ne kadardır, onu da bilemem. Yani, bu süreyi nasıl tespit edemiyoruz devlet olarak, sorduğum o idi.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Genelkurmay Başkanım, bu askerler mutlaka ki Güneydoğu Anadolu’da başarılı, dünyada örnekleri de var bunun, bu örneklere göre Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadelede çok başarılı olduğuna dair istatistikler var. Ama, bakıyoruz ki Jandarmada bunlar, İstihbaratta bunlar, Jandarma İstihbaratta bunlar, Emniyet İstihbaratta bunlar ve Emniyetin önemli birimlerinde bunlar. Komutanların çoğunluğu tutuklandı.

Oradaki emniyet müdürlerinin -biraz önce siz de söylediniz- çoğunluğunun Fetullahçı terör örgütüne mensup olduğunu.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Ben söylemiyorum, Emniyet Genel Müdürü söylüyor.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Siz de beyan ettiniz, siz de tekrar ettiniz. Söylediniz derken tekrar ettiniz noktasında söylüyorum. “Bu mücadelede daha başarılı olabilirdik veyahut da en azından PKK terör örgütünü tamamen bitirebilirdik.” diyebilir miyiz? Bu adamlar bizi akamete uğratmış olabilirler mi?

Terörle mücadelede sabote etmiş olabilirler mi? Böyle bir bilginiz var mıydı efendim?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Yok yani benim bu konuda net elimde bilgi, delil yok, sadece söylemler var, konuşmalar var.

Dolayısıyla, elimde net bilgi, delil olmadan böyle bir şey söyleyemem yani mümkün değil. Ama, sorunuz bağlamında şu değerlendirmeyi sadece yaparım, ben bunu daha evvel de yaptım, daha önce de söyledim: Suriye’deki olaylar düzelmeden, Irak’taki olaylar düzelmeden Türkiye’deki terör olayları, maalesef, üzülerek söylüyorum yani huzurlu günlere geleceğimizi düşünmenin zor olduğu kanaatini taşıyorum. Bu bir değerlendirmedir, benim kanaatimdir.

Zaten daha açık söyleyeyim, kitaplarımda da var, ben Türkiye’de 7 Haziran dedim, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra başlayan terör eylemlerinin…

Elbette, sosyal bir olaydan bahsediyoruz, sosyal olayları tek nedene bağlayamazsınız, yanlıştır, çok nedenleri vardır, hepsi tartışılabilir ama bana derseniz ki: “En önemli neden ne?” Suriye’deki siyasal gelişmelerdir.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Sezgin Tanrıkulu…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başbuğ hoş geldiniz. Açıklamalarınız için ben de teşekkür ediyorum.

Ben kayıtlara geçmesi açısından, aslında sizin açınızdan geçsin, önemli buluyorum. 2007’ye “tam ittifak dönemi” dediniz. 27 Nisan e-muhtırasıyla ilgili olarak Işık Koşaner de burada bir arkadaşımızın sorusu üzerine beyanda bulundu “Bizim bilgimiz yoktu.” dedi.

İki: Dolmabahçe görüşmesiyle ilgili bilginiz var mı?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Bu mu sorunuz?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Evet, bu, bir de bir açıklama yapacağım. O açıklama da şu…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Bu sorunun 15 Temmuz darbe girişimiyle ilişkisi ne?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Yani, ilişkisi ne?

Yani, bu sorularınızın 15 Temmuz darbe girişimiyle ilişkisini söylerseniz, bir ilişki olduğunu söylerseniz ben de belki soruya cevap veririm. Ne ilişki kuruyorsunuz onu anlayamadım.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Şöyle bir şey: Yani, cemaatin güçlendiği…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Yani, 27 Nisan bildirisini Genelkurmay Başkanına Fetullah terör örgütü mü yazdırdı?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Kuşkusuz yani öyle bir şey söylemedim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Peki, ne o zaman?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Cemaatin güçlendiği dönemi…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Tamam.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – O dönemden itibaren bugüne kadar geldik. Dolayısıyla, 27 Nisan e-muhtırası da var, o muhtıranın Genelkurmay Başkanı tarafından Genelkurmay sitesine konulduğu ifade ediliyor ve siz de Kara Kuvvetleri Komutanısınız. Önemli bir bildiri yani sonuçta etkisi çok fazla oldu ve kaldıraç olarak kullandılar bunu yani sonuç itibarıyla, o nedenle sordum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Bakın, beni siyasete çekiyorsunuz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Değil, hayır.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ- Beni siyasete çekiyorsunuz. Ben soruları dedim ki lütfen ben partiler üstüyüm, efendim, şimdi beni siyasi konuların içine çekmeyin.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Hiç öyle bir kastım yok gerçekten, hiç öyle bir kastım yok.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Tamam, peki. Kısaca ki bu araştırma komisyonunun da ilgi alanında olmamasına rağmen, sorduğunuz için ki Işık Koşaner’e de sormuşsunuz, ben de aynı şeyi tekrar…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Arkadaşlarımızdan birisi sormuş, tam hatırlamıyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Bir, 27 Nisan e-muhtırası yanlıştır, “muhtıra” diyemezsiniz. O zaman “muhtıra” derseniz ben de derim ki nerede tehdit? Cebir ve şiddet, tehdit olması lazım muhtırada. Bir 12 Mart muhtırası var, açın, bakın, diyor ki: “Bunu yapmazsanız yönetime el koyacağım.” Var mı 27 Nisanda böyle bir şey?

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) - Anayasa Mahkemesi kararıyla…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Hayır, bırakın, canım, şimdi 27 Nisandayız. Yani, 27 Nisan bildiridir, Silahlı Kuvvetlerin yayınladığı bildiridir, buna bir kere “muhtıra” denmesi yanlıştır. Muhtıra vardır, muhtıra bir şeyi söylersiniz, sonuçta da dersiniz ki: “Arkadaş, bunu yapmıyorsan bunun karşılığı budur.” 27 Nisan bir bildiri. Ha, doğrudur, yanlıştır, onu değerlendirmem ben. Dönemin Genelkurmay Başkanı vermiştir, ben buna saygı gösteririm. Artı, ha bu soruldu, bizde açık, kitaplarımızda da açıkladık, Kuvvet Komutanı olarak bizim bundan haberimiz yoktu. Ben bunu daha evvel de söyledim, kitaplarımda da var. Bizim bilgimiz yoktu, Genelkurmay Başkanımız döneminde öyle değerlendirmiş, koymuştur, o onun takdiridir. Dönemin Başbakanı da, şimdiki Cumhurbaşkanı da zaten bu 27 Nisan bildirisinde bir suç unsuru veya bir suç görmediğini defalarca da açıkladı. Bence de “muhtıra” demeyin lütfen, bildiridir. Ha, bir bildiri, doğru mudur, yanlış mıdır, ayrı konu, onun tartışmasına da girmem.

BAŞKAN – Peki, Sayın Tanrıkulu.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Sorum yok da açıklığa kavuşturacağım bir konuyu da.

BAŞKAN – Ama, lütfen, gündem…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yarım saat soru sordular, bir dakika konuşmadı, rica ederim ya.

BAŞKAN – Hayır, kesmiyorum sözünü Aykut Bey, lütfen…

Buyurun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Şimdi, yargı süreciyle ilgili konuştunuz ve 3 yerden başladınız. 3 yerle de ilgili benim bilgim olduğu için kendi tarafımdan açıklığa kavuşturmam lazım. Birisi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesiyle ilgili konudur. Onunla ilgili olarak yani ben de Odanın Baro Başkanıydım ve daha sonra Turgut Kazan da beni bilgilendirdi, Erdoğan Teziç YÖK Başkanıydı, onun bilgilendirmesiyle burada Sayın Özkök’e sordum. 

Erdoğan Teziç ve arkadaşları, 70’e yakın rektör Van’a gitmek için Adalet Bakanıyla görüşmüşler ancak Özkök bu görüşmenin yanlış olduğu ve “Ben olsam kabul etmezdim.” gibi bir ifade kullanmış, basına yansımış, buldum onları ve sordum. Ondan sonra da Van’daki yargı güçlenmiş ve o dava bildiğiniz gibi devam etti.

İkinci konu, Şemdinli davasıdır. Bu davada ben ve rahmetli Tahir Elçi müdahil avukatıydık. O davanın 2 yönü var. 9 Kasım 2005 tarihinde Şemdinli’de kitapçının bombalanması olayı var. Veysel Ateş, itirafçı, Ali Kaya ve Özcan İldeniz’in gerçekleştirdiği eylemdir, işin o tarafı var, suçüstü yakalanmışlardır ve cezalarını almışlardır. Fakat ondan sonra tetkik edilen dosya var Büyükanıt’la ilgili olarak, onun nasıl manipülasyon olduğu da ortaya çıktı ama işin bu tarafı var ve 1 yurttaşımız da yaşamını yitirmiştir. İkisi de Van, Hakkâri Jandarma Komutanlığında görevli başçavuşturlar. Yani, görgü tanıklarıyla, anlatımlarıyla falan tümüyle sabittir, ikinci konu budur.

Üçüncü konu da şunu ifade etmek durumundayım: Terörle mücadele, evet, sonuna kadar hiç kuşkusuz, hukuk içerisinde, insan haklarını gözeterek ve yaşam hakkına müdahale etmeyerek, bunu da bu tespiti de burada yapmak durumundayım.

Teşekkür ederim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Ben teşekkür ederim.

Tabii, Şemdinli’yle ilgili söylediklerinize katılırım. Yani, bir yargılama olmuştur, yargı süreci olmuştur, şu safhada yargı süreci bitti mi, kesinleşti mi, onu bilmiyorum, Yargıtayda filan... Yalnız kişilerin cezaevinde olduğunu biliyorum ama…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - Kesinleşti.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Kesinleşti. Devam ediyor mu, yenilenmesi mi söz konusu?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Yargılamanın yenilenmesi için başvurmuş olabilirler ama...

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Yargılanmanın yenilenmesi, bilmiyorum yani tam süreci. Tabii, yargıya giden bir konu, yargının içinde olduğu bir konu. Şu an o konu hakkında kesin yorum yapamayız, doğru da değil. Ancak bu süreçte bir savcı var ve Şemdinli davasının ana amacı Silahlı Kuvvetlere gitmek ve hedef Kara Kuvvetleri Komutanıydı, Yaşar Büyükanıt’tı ve o savcı –biliyorsunuz ismini, cismini geçenlerde itirafçı oldu galiba yanılmıyorsam, bütün pislikleri anlattı.

Şimdi, Sayın Tanrıkulu böyle bir savcı bütün pislikleri anlattıysa ya lütfen o yargılama sürecine de biraz şüpheyle bakın. Bakın, burada hemfikir miyiz? Böyle bir savcı böyle bir iddianame hazırlıyor, ondan sonra da bu iddianameyi nasıl, nasıl, nasıl hazırladığını anlatıyor deyince ben her ne kadar öbürü tamam, yargıdadır vesaire… Ama, biraz lütfen şüpheyle bakın, “Bitmiştir, kesinleşmiştir.” demeyin. Yani, şüphecilik iyidir her zaman.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Bence de iyidir, avukatlık yaptım çünkü her olaya şüpheyle baktım. Şöyle bir şey...

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Doğru, oraya katıldım.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – 9 Kasımda bir bomba atılmış, bir kitapçıda 1 insan ölmüş ve hemen akabinde de atan itirafçı Veysel Ateş ve 2 başçavuş suçüstü yakalanmışlar araçta.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Doğru.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Bu sukut konusunda bir itiraz yok, hiçbir mahkemenin itirazı yok ama yargıçlar…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Ama, bu soruşturmayı yapan savcı kim?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Yargıçlar, yargılayan savcılar falan, onlarla ilgili iddialar...

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - Soruşturma yapan, hazırlayan kim, bu size hiçbir şüphe doğurmuyor mu?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Bakın, tefrik edilen dosyayla ilgili olarak kuşkusuz doğuruyor, o konu ayrı.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Yok, esas dava ile de bir şüphe acaba yok mu, benim kastım o. 

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Bir insanın öldüğü ve  itirafçıların yakalandığı olay var.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ama, çok insanımız öldü, yapmayın ya, çok insanımız öldü. Yani, herkese bu kadar hassasiyet göstersek yani biz ne şehitler verdik, her gün şehit veriyoruz, bu şehitlere de o kadar hassasiyet gösteriyor muyuz acaba?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Biz şehitlerin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz tabii ki ama sonuçta her yurttaşımızın can güvenliğinin de bu devletin koruması altında olduğu, silahlı kuvvetlerin, güvenlik güçlerinin koruması altında olduğu da kuşkusuzdur. Bir avukat olarak da şunu söyleyeyim: Hayatımın her döneminde şimdiki FETÖ davalarında olduğu gibi gizli tanıklığa karşı çıkmışımdır. Gizli tanıklık en iyi yargılamayı bile çürütür. 

Bu yargılama da çürümeyle karşı karşıyadır. Tıpkı Temizöz davasındaki gizli tanıklar gibi…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ama Temizöz davasında ne konuştunuz, ne yaptınız? Neyse girmeyelim buraya.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Tümüne bakın. Şimdi, şöyle bakın: Sizin davalarındaki gizli tanıklar gibi.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Teşekkür ederim.

Parantez içinde bir şeyi de söyleyeyim: 14 Nisan 2009 Harp Akademilerinde yaptığım konuşmaya bir daha göz atarsanız şöyle bir cümlem var: Bu PKK terör örgütüne üzerinde baskı olmadan –şimdi tam cümleyi hatırlamıyorum ama mealen söylüyorum- habersiz olarak… Çünkü bilerek örgüte yollayan aileler var, bir de hakikaten anne, babanın bu örgüte katılımıyla hiç ilgisi yok, baskısı yok ve örgüte katılıyor. 14 Nisan 2009’da ben şunu da söylüyorum: O annelerin acısını da anlayın, hissedin. Bilmem anlatabildim mi?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Ben çok net, çok iyi biliyorum bunları. Sayın Komutan, ben Diyarbakır’da bu örgütün eylemlerine karşı çıkarken ne elimde silah vardı ne arkamda örgüt vardı.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Zekeriya Birkan, buyurun.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Değerli Komutanım, öncelikle hoş geldiniz. Verdiğiniz bilgiler için de teşekkür ediyorum.

Tabii, siz konuşmalarınızdan örnekler verdiniz ilk açıklamalarınızda. Gerçekten çok entelektüel, doktrinel, hakikaten birçok noktada baktığımız zaman sivil hayata, sosyal hayata ilişkin birçok noktada kapsayıcı, geniş açıklamalarınız var. Konuşmanızın bir yerinde de –eğer yanlış not aldıysam lütfen düzeltin- sivillerin orduyla olan ilişkilerinde sevgi, saygı, itimat ve mutlaka da arkasından sivillerin Silahlı Kuvvetlerini dikkate almaları gerektiği noktasında bir cümleniz oldu ve tabii, yani bu bağlamda bir de 27 Nisan muhtırası var, “bildirisi” sizin söyleminizle. 

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ben öyle diyorum, evet.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Ben şu açıdan soruyorum onu da, hem konuşmalarınız hem bu sözleriniz hem de “2002’den 2010’a kadar bana sorabilirsiniz.” dediğiniz anlamda soruyorum, o da o dönemde olan bir bildiri ya da muhtıra: Bu nasıl bir ordu yani bunu biraz açar mısınız yani ordu –sivil ilişkileri ya da bir güvensizlik mi var sivil iradeyle? Az önce, başta söylediniz gerçekten takdire şayan sözler. Bir sorun mu var? Biri bu.

Bir diğeri, yine affınıza sığınarak, gerçekten üzülerek soruyorum: Şimdi, bu askerî liselerde 13-14 yaşındaki çocuklarımızı bu milletimizin fakir aileleri –ki bütün komutanlarımız orta sınıf ailelerden gelen çocuklar olduğunu söylediler- bizim ordumuza, devletimize teslim ettiler ve hiçbir tanesi, hiçbir aile eminim ki çocuğunun bugün dış güçlerin elinde tuttuğu FETÖ maşasıyla kendi halkına ateş eden canavara dönüşmesini tasvip etmemiştir, istememiştir. Şimdi, bu FETÖ örgütü bu çocuklara eğitim veriyor, doktrinel olarak, gizlenme noktasında, birçok noktada eğitim veriyor ama bir gerçek daha var ki bu çocuklar aynı zamanda çok uzun yıllar bizim ordumuzun eğitim sisteminden geçiyor. Burada eğitim noktasında bir biçimlendirme, şahsiyet, kişilik… Yani çok afedersiniz ama burada söylendi, işte, adamın tırnağını, saçını, sakalını, mendilini saklayan generallerin…

Söylendiği için ben soruyorum. Yani nerede hata yaptık?

Bir diğer konu, değerli Komutanım, istihbarat konusunda bir zafiyetten bahsettiniz ve MİT’in bilgi vermediğini, 2002’den 2010 yılına kadar MİT’in bilgi vermediğini söylediniz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Doğru, isim bazında.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – İsim bazında bilgi vermediğini söylediniz. Şimdi, Hilmi Özkök, eski Genelkurmay Başkanımız burada şunu söyledi: “FETÖ’cülük suç değildi yani biz FETÖ’den dolayı atmadık. O dönemde buna benzer şeyleri hissettiğimiz için disiplinsizlikten dolayı Askeri Şûrada attık.” Şimdi, şunu merak ediyorum: Yani bakın, siz çok tecrübeli birisiniz, gerçekten bilgi birikiminiz var. O dönemde, 2002 -2010 arasında MİT’ten rapor gelmemesine rağmen bu yapıyı orduda göremediniz mi? Bu anlamda bir defacto durumla –Hilmi Özkök’ün söylediği gibi- tasfiye edemediniz mi? Ya da şunu da sormak istiyorum: Bir gün önce dinlediğimiz Emniyet Müdürümüz dedi ki: “Ben geldiğimde Emniyetin şu kadarı FETÖ’cüydü.” Yani şimdi, bu darbeci subaylar, bugün bu darbede bizzat yer alanlar bu dönemde de neredeydiler, ordunun neresine kadar gelmişlerdi? Bu bağlamda da değerlendirirseniz…

Ben tekrar teşekkür ediyorum sabrınız için, gerçekten bilgi verme noktasındaki iyi niyetiniz için. Saygılar sunuyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Teşekkür ederim.

Şimdi, sivil-asker ilişkileri önemli bir konu. Gene, benim 14 Nisan 2009’da Harp Akademilerinde yaptığım konuşmaya –kapsamlıdır- bakarsanız, İnternet’te de var, birinci olarak değindiğim konu sivil-asker ilişkileridir. 2009 konuşması, orada ilk konu odur. Yani baktığımız zaman, sivil-asker ilişkileri dediğiniz zaman bu sivil-asker ilişkileri her ülkenin anayasa ve yasalarında ne yazılırsa o çerçevede olur bir kere yani bunun aksini düşünemezsiniz. 

Anayasada ve yasalarda sivil-asker ilişkileri çizilmiştir, bellidir yani kimin yetki, sorumluluğu nedir, bellidir ama sağlıklı yürütülebilmesi için bütün dünya literatürlerine yani bu konunun uzmanlarına da bakarsanız hep şu söylenir, denir ki: “Sivil-asker ilişkileri karşılıklı saygı, güven ve itimada dayanmalıdır.” Eğer asker siyasetçiye güvenmezse, siyasetçi askere güvenmezse yönetemezsiniz devleti yani benim söylediğim bu. Karşılıklı güven ve itimat olması lazım, bu önemli. Ha, var mıdır, yok mudur o dönemlerde, öyle bir konuya da burada girmem şimdi, o ayrı bir konu. 

İki: Ki bu geçerli bir şeydir, Silahlı Kuvvetler olarak siz kendi yetki ve sorumluluk alanlarınıza düşen konularda elbette görüş ve düşüncelerinizi siyasi kademeye aktarırsınız. Ha, asker şunu ister, der ki: “Benim görüş, düşüncem siyasiler tarafından dikkatle alınsın, incelensin, bir özen gösterilsin.” Bunu ister. Neticede ama elbette o konuda son kararı siyasi otorite verir, söylemek istediğimiz budur. Bakınız, bu Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 11 Eylül olayından sonra yapılan rapor var. raporu alır okursanız, sonraki Irak savaşına da bakarsanız der ki: “2003’teki Irak savaşında Silahlı Kuvvetlerin veya Amerika’nın bu bataklığa, bu şeye karışması askerlerin sivil otoriteye söylediği hususların dikkate alınmamasındandır.” Bakın, o dönemde, 2003 savaşında Amerika’da bir Savunma Bakanı var. Neydi adamın ismi? Rumsfeld. “Ben bilirim her şeyi.” Ya, bu konunun bir de uzmanı var, asker. Ya, bir askerin görüşünü al. Asker, Genelkurmay yırtınıyor: “Bu kadar az kuvvetle Irak’a girersek bu işin birinci safhasını götürürüz, sonrasını götüremeyiz.” “Hayır, ben bilirim.” Yok, kardeşim, bir uzmanına saygı göstereceksin. Askerlik de profesyonel bir meslektir. Askerin söylediğine bir kulak verin, dinleyin, tartışın ama sonradan da deyin ki: “Tamam, arkadaş, her şeye rağmen böyle böyle. Ben bu kararı…”

Ona da saygı göstereceğiz. Ne yapacağız yani? Bu konuda söylediğimiz o.

27 Nisan bildirisiyle ilgili ne sordunuz?

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Bütün bunlara baktığımız zaman 27 Nisanda bir bildiri var. Tabii, askeri söylediniz ya, bu ilişkiler sağlamında o bildiriyi nereye koymamız lazım yani baktığınız zaman? Çünkü bu bildiri de bu muhtıra da şimdi diyelim ki bir Millî Eğitim Bakanlığının sitesinde yer alan bir muhtıra ya da görüş değil bu. Yani daha önceden darbe yapmış, darbe teşebbüsünde bulunmuş, postmodern darbe yapıp hükûmeti değiştirmiş bir Genelkurmayın sitesine konulmuş olan bir bildiri. Silahlı olan bir kurum yani tabii ki önemli. Az önce sizin, askerlerin söylediklerinin önemi biraz da oradan çıkıyor. O anlamda, bu bağlamda değerlendirmenizi istemiştim. 

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Tamam yani onu söyledik, tekrarlamaya gerek yok. 27 Nisan Genelkurmay Başkanlığının bir bildirisidir, muhtıra değildir, bunu tekrar ifade ediyorum. Muhtırada mutlaka bir tehdit, bir cebri, şiddeti gösteren, baskı unsurunu gösteren bir husus olması lazımdır, zaten Sayın Cumhurbaşkanı da aynı görüştedir. Ben o zaman söyledim, Genelkurmay Başkanımıza bu yaptığı işten dolayı saygı gösteririm, yine de saygımı devam ettiriyorum. Madem sordunuz şudur, daha sonra bunu da söyledik, daha doğrusu duyduk: “Ya, bize niye bilgi verilmedi?” “Kuvvet komutanlarını bu işin içine sokmayayım.” demiş. Bu da bir komutan olarak güzel bir özelliktir, sorumluluğu üzerine alma, vesaire, neyse.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ama önemli bir konu, çok önemli bir sorunuz var, dediniz ki: “Bu çocuklar size askerî liselerde geliyor, harp okulu, vesaire. Nasıl bu işi düzeltemiyorsunuz?” Ben dikkat ederseniz bu soruna değindim, hatta Ahmet Hakan’ın programında değindim, dedim ki: Ya, Sayın Hakan, esasında senin bana şu soruyu sorman lazımdı. O da “Soru ne?” dedi. Dedim ki: Ya, şunu sorman lazım: “Siz şimdi diyorsunuz ki: ‘Askerî okullarda, işte, harp okulu, sonra sınıf okulu falan, toplamda on yılın üzerindeki bir süreçten bahsediyoruz. Bazılarına göre biz darbeci adam yetiştiriyoruz okullarda veya en azından bu fikirleri aşılıyoruz.’” Ya, biz esasında Türk Silahlı Kuvvetleri olarak cumhuriyetin temel ilkelerine sıkı sıkıya bağlıyız ki bunlar başta demokrasi, laik, Atatürk devrimleri değil mi? Biz demek ki bunları bile öğrencilerin kafasına sokmakta başarılı olamamışız. Yani adam şeyden alıyor, askerî liseye getiriyor, bana veriyor. Bu adam, tabii, doktrine edilmiş, eğitilmiş. Ne? Antilaik yani her şeyden evvel, devrimlere karşı. Ben de diyorum ki: Silahlı Kuvvetler olarak ben bu konularda çok iyi eğitim veriyorum iddiasındayım. Verememişiz kardeşim, benim görüşüm bu, ben o gün de söyledim, demek ki biz veremedik, bu konuda bizim de eksikliklerimiz varmış. Bu açıdan da tersinden bakarsanız, bazı karşı görüşler de burada askerî personelin başka konuda doktrine edildiğini söylüyor. Ya, biz, bu konuda başarısız olamayan bir kurum, öbür konuda nasıl başarılı olur? Yani eğer öbür konuda siz, efendim, işte askerî liseler böyle yetiştiriliyor, şöyle yetiştiriliyor… Yoktur zaten böyle bir şey. Bunu iddia ederseniz, o birinci başarısızlıkla, ikinci olay birbiriyle çelişkiye girer ki ama soru çok doğrudur. Silahlı Kuvvetler bu konuda kendini sorgulamalıdır. Ki ben daha evvel buna değindim, evet. 

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Zekeriya Bey, tamam galiba değil mi?

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Yani ben -eğer şeyse- istihbaratla ilgili soru sormuştum, o 2002-2010 dönemiyle ilgili ama diğer arkadaşlara şey…

BAŞKAN – Sorulan sorular arasında.

Sayın Sancar…

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Evet, hoş geldiniz Sayın Başbuğ.

Tabii, zaman uzadı, dört saati geçtik, ben de aslında uzatmak istemiyorum. Keşke daha geniş bir zaman olsa, mesela bir gazete söyleşisi gibi, bir özel sohbet gibi. Kabul ederseniz ben isterim onu. Bu konularda çalışmış… 

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ben TRT’ye tek çıkıyorum yani.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Efendim?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ben başkalarıyla çıkmıyorum, tek çıkıyorum programlara.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Tamam. Yok zaten televizyon değil, sadece bir akademik meraklı sohbet diye bir teklifimi anlayın lütfen.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Tabii.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Her konuda görüş belirttiniz aslında. Israrla, “Siyasete girmek istemiyorum.” diyorsunuz ama giriyorsunuz da. Tabii, hakkınızdır. Bence girmenizde de yani bu konuda fazla bir tereddüt göstermenize de gerek yok çünkü iki saat boyunca değerlendirmeler yaptınız. İçinde, neredeyse her konuyla ilgili fikirleriniz var ve dediğim gibi, bu konularda emek sarf eden, çalışan bir insan olarak buna da hakkınız var. Dolayısıyla, size siyasi soru da sorulabilir ama ben sormayacağım. Sadece bir iki soruyu not düşeceğim. Arzu ederseniz şimdi cevaplayabilirsiniz, yoksa, değerlendirme olduğu için de geçebilirsiniz.

Siz, kendi döneminizde darbecilik kültürüyle, ordudaki darbecilik kültürüyle, gelenekleriyle hesaplaşmak için bir çalışma yürüttünüz mü? Şöyle bir açayım bunu: Çok partili siyasi hayatımızın işte altmış küsur yılı doldu ve altmış küsur yılda akla gelebilecek her türlü darbe ve darbe girişimini yaşadık. Hadi “akla gelebilecek” diye çok abartmayalım ama pek çok türünü yaşadık. Doğrudan müdahale, hiyerarşik müdahale, cunta müdahalesi, kalkışması, postmoderni, ultra moderni vesaire. Demek ki orduda bir darbe kültürü, bir darbe geleneği var, belki de darbe heveslilerine ve hayalini kuranlara bir tür elverişli zemin sunan bir durum var ortada. Bununla ilgili uzun uzun elbette konuşmak gerektiğinin farkındayım ama ben sadece, sizin bu konularda şahsen Genelkurmay Başkanlığınız veya sorumluluk aldığınız dönemlerde neler yaptığınızı, eğer isterseniz paylaşmanızı rica edeceğim. 

Bunun yanında bir sorum var, aslında o da biraz değerlendirme isteyen bir soru.

Darbe planı kuranlar genellikle bir kaos ortamını da arzularlar. Yani eğer ülkede bir gerilim varsa onu derinleştirmeyi, bir çatışma varsa bunu kronikleştirmeyi isterler, böylece bir darbe için elverişli ortam yaratılır. 12 Eylül darbesi bu açıdan çok tartışıldı, çok konuşuldu. Sizler de yakından biliyorsunuz, yazdığınız da bazı kitaplarınızda da değindiğiniz. Hani, orada, ortamın uygun hâle gelmesi için çatışmaların büyümesini hem tahrik edenler hem de bekleyenler olmuştu. Acaba diyorum, 15 Temmuz darbe girişimi için de böyle bir değerlendirme yapabilir misiniz? Son bir yılda, şimdiye kadar Kürt sorununun da görmediğimiz tarzda bir çatışma ortamı ve şekilleri yaşadık. Acaba, darbe ortamını olgunlaştırmak için bu konuda, özellikle bu darbeci güçler bir özel çaba, plan ve uygulama içinde olmuşlar mıdır? Sizin bir görüşünüz var mı ya da bir bilginiz var mı?

Son olarak şunu sorayım: Yargı süreçlerinin mağdurusunuz. Yargıyla ilgili uzun uzun çalışmalar yapmış bir insan olarak şunu öğrenmek istiyorum sizden: Sadece siz değil tabii, pek çok insan bu yargı süreçlerinin mağduru oldu. Özellikle cemaatle ilgili soruşturmaları dikkate aldığınızda, bir yanı Ergenekon soruşturmaları ve davaları, diğer yanı birbirine karşı hep gösterilen iki dava, büyük dava, KCK davaları ve oradaki hâkim ve savcıların da neredeyse tamamı tutuklu.

Sizin, bu mağduriyetlerin giderilmesi için -yani yargıda reform değil- sırf somut olarak yargı süreçlerinin mağdurları için bir öneriniz var mı, nasıl telafi edebiliriz? Düşündünüz mü bu konuda? Hem siz doğrudan da yaşadınız. Hepsini kapsayacak, bizim komisyonun da üzerinde çalışabileceği, mağduriyetleri giderme öneriniz ya da bu konuda önerileriniz var mı efendim?

Teşekkür ederim tekrar.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Teşekkür ederim.

Ben “Siyaset yapmıyorum.” demedim. Ben, partiler üstü durumdayım, konumdayım.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Neyse. Ben buraya girmeyeyim Sizin görüşünüzdür.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Çünkü aile içinde bile siyaset yapıyoruz. Yani onun için “siyaset” derseniz yani akademik bir tartışmaya girmeyelim. Bir sorun varsa, bu soruna yönelik fikir öne sürüyorsanız bu siyasettir.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Yok, hayır, gayet normal, söyleyebilirsiniz de.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ben, partiler üstü, devlet adamlığı… Ama gayet tabii, siyaset yapıyoruz.

Ha, darbe geleneği konusu. Özellikle geçmişte yaşananlardan gelerek, yanlış anlamadıysam “Silahlı Kuvvetlerde bir darbe geleneği var mı?” dediniz?

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Var var.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – “Var” dediniz.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Yani kültürü ve geleneği olduğunu…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ben de yok olduğunu, hayır olmadığını söylüyorum.

MİTHAT SANCAR (Mardin) - Bu konuda görüşünüzü soruyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Hayır, olmadığını söylüyorum çünkü biz, Mustafa Kemal Atatürk’ün öğrencileriyiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatına bakarsanız, 1908 olayından sonra… 1908 olayından önceki süreç farklı yorumlanabilir ama 1908’den sonra bize verdiği bir nasihat vardır: “Ordu siyasetin dışında kalacak, siyasi konulara girmeyecek.” Bir kere, bizim için çok çok önemli ve siz biliyor musunuz, Babıali baskını olduğu zaman Mustafa Kemal Atatürk Binbaşı. Sadrazama mektup yazıp “Bu bir darbe girişimidir, bu yanlıştır. Niye sessiz kaldınız?” diye Sadrazama mektup yazdığını biliyor musunuz.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Evet, bunları biliyoruz da şeyi sorayım…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Biliyorsunuz. Dolayısıyla, biz bu okuldan gelen birisiyiz, birincisi.

İkincisi: Biz bazı darbe girişimlerinin içinde yaşadık da. Neyi yaşadık? 22 Şubat olayını yaşadık, gördük; 21 Mayıs olayını gördük, yaşadık. Detayına bakarsanız, bu kitapta 21 Mayısta neler yaşandığını, ne kadar facia olduğunu gördük. Ben, 1963 yılında kıtaya gittim. Türk Silahlı Kuvvetlerinin o andaki, 1960’lı yıllardaki durumu çok kötüydü, 1960 darbesi sonrası. Silahlı Kuvvetler, o yıllarda eğitim, bilmem ne, asli görevinden bırakmış siyasetin içine girmiş, devleti nasıl, ne yapacağız… Dolayısıyla, Silahlı Kuvvetlerin siyaset içine girmesi, böyle şeylere girmesi, bir kere, her şeyden evvel en büyük zararı ordulara verir, Silahlı Kuvvetlere verir. 

12 Eylül darbesiyle ilgili de burada görüşlerimiz var. Söyledik, şöyleydi, böyleydi ama 12 Eylül sonrası olaya baktığımız zaman, hakikaten bu darbenin… Biz bu kanaatteyiz ve ama bu görüşmeleri, bu düşünceleri bugün söylemiyoruz, mağdur olduktan sonra söylemiyoruz, ta o günlerde söyledik, dedik ki: “Ya, darbeler her zaman Türkiye’yi demokratik açıdan geriye götürmüştür.” Söylüyorum, kitaplarımda da var. Özellikle 12 Eylül bağlamında dedik ki: “Aman, Diyarbakır’da yapılan yanlışlıklar bugün PKK terör örgütünün güçlenmesinin ana nedeni olmuştur.” Dolayısıyla, ben ve benim gibi olan arkadaşlar -ki şimdi ayıp oluyor yani bugün komuta kademesi darbe kültürüne mi sahip? Yapmayın.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, bir cevap verme gereği doğdu.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Bugün komuta kademesinin yani darbe geleneği olmaz.

MİTHAT SANCAR (Mardin) - Sayın Başbuğ, şimdi soruyu öyle alırsanız olmaz. O zaman müdahale etme ihtiyacı doğuyor.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ben de darbe geleneği olduğuna katılmıyorum.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Ben size şunu söyleyeyim: Türkiye’de gerçekleşmiş kaç darbe…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Var.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Peki, bu nereden kaynaklanıyor efendim? Yani bunu kim gelip yapıyor? Ordu içindeki komutanlar yapmıyor mu, subaylar yapmıyor mu, bazen emir-komuta zinciri içinde, bazen cunta olarak.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Tamam, tamam…

MİTHAT SANCAR (Mardin) - Peki, kim bunlar? Bunu söylediğimiz zaman, Silahlı Kuvvetlerin tamamının yani Silahlı Kuvvetlerin içinde bulunan bütün subayların darbeci olduğunu söylemiyoruz. Böyle bir gerçeklik var karşımızda ve sizin, bu süreçlerde önemli görevler almış biri olarak buna dair değerlendirmenizi soruyoruz, budur.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Doğal, tamam.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Yani yoksa…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Tamam. Heyecanlanmaya gerek yok.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Hayır, siz heyecanlandığınız için bütün sakinliğime rağmen müdahale etme ihtiyacı hissettim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ben heyecanlanırım çünkü “Silahlı Kuvvetlerde darbe geleneği var.” derseniz, “Hâlâ var.” derseniz, bugünkü…

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Kültürü var, geleneği var, bugün de işte oldu.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Hayır efendim, o sizin değerlendirmeniz. Hâlihazırdaki komuta kademesinin 15 Temmuz darbe girişimine karşı koymasını nereye koyacaksınız?

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Onu da söylüyoruz, bir bunu teşvik eden bir ortam var.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Yapmayın.

Artı, pardon, Sayın Sancar, tamam, uzun bir konu ama artı, yani benim düşünceme de saygı gösterin, ben 25 Ocak 2010’da Genelkurmay Başkanı olarak diyorum ki: Türkiye’de darbeler dönemi kapanmıştır diyorum, bitmiştir diyorum. Ben dedim bunu. Neye dayalı olarak dedim? Ben ve benim silah arkadaşlarım, beraber olduğum bütün komutanlar aynı düşüncedeydik. O 25 Ocak 2010’da ben bunu söyledim.

Ha, daha önceki dönemlere giderseniz, elbette yaşanmış olaylar var. Biz onların olmadığını söylemiyoruz.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Peki, anlaşıldı.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Yani ama bugün için, lütfen, “Hâlâ Silahlı Kuvvetlerde darbe geleneği var.” demeyin, haksızlık olur.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Neyse. Siz tersini söyleyin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Karşılıklı görüşler ifade edilmiş oldu. Ben şöyle bir bilgi arz edeyim: Sayın Başbuğ, siz de Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi olayına dikkat çektiniz. Onunla ilgili ben bir bilgi aldım. 

Soruşturma Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın, konuları itiraf ettikten sonra hakkında üç soruşturma açılmış. Bunlardan birisi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Genel Sekreterinin, onun yaptığı soruşturma sırasındaki intiharıyla ilgili soruşturma devam ediyor. İkincisi, Şemdinli’de Umut Kitabevinin bombalanmasıyla ilgili soruşturmadaki usulsüzlüklerle ilgili. Yani Yaşar Büyükanıt ve oradaki tugay komutanını davaya dâhil etmesiyle ilgili usulsüzlüklerle ilgili. 

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Buyurun.

BAŞKAN – Üçüncü olarak da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da bu FETÖ yapılanması bağlamında 2 kez yine ifadesi alınmış, bunlar soruşturma aşamasında, devam ediyor.

Bu bilgiyi Komisyonumuza sizin açıklamalarınız doğrultusunda sunmuş oluyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi, ışığı yanıp sönen milletvekili arkadaşlarımız var ama Aykut Bey Komisyon üyesi olduğu için önce ona söz veriyorum.

Aykut Bey, buyurun.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sadece bir açıklama yapacağım, soru sorarak vakit kaybetmeyeceğim.

27 Nisan Bildirisini Işık Koşaner Paşa’ya soran bendim, sebebi şuydu: 27 Nisan bildirisinden sonra Ergenekon, Balyoz, askerî casusluk gibi kumpas davalarının psikolojik zemini olarak bu dava kullanıldı, işte, bakın, şimdi müdahale edecekler, neler yapıyorlar, bilmem ne gibi o günleri yaşayan biri olarak… Bunu Yaşar Paşa’ya sormamız gerekiyor ama Yaşar Paşa’nın sağlığı yerinde olmadığı için, bunun da bağıntılı sorusu olarak Yaşar Paşa’ya sormak istediğim, Dolmabahçe’deki mezarına gidecek sır nedir? Bunu bilmek hakkımız olduğunu düşünüyorum.

Sayın Genelkurmay Başkanı yirmi altı ay hapis yattı, büyük bedel ödedi, mücadele de etti. Bu ona, bizim gözümüzde kişisel bir saygınlık veriyor.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Sağ olun.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama bundan sonra gelecek konuklar için de bir norm yaratmamasını şey yapıyorum. Yani Sayın İlker Başbuğ belki beni hatırlıyordur, ziyaretine gelmiştim. Orada ben nasıl moral vereceğimi düşünürken İlker Paşa, benim Hazine kökenli olduğumu düşünerek Türkiye ekonomisi hakkında sorular sormuştu ve Türkiye ekonomisinin iyiye gitmesi için hep beraber mücadele etmemiz gerektiğini tavsiye etmişti. Bunu da benim bir hatıram olarak anlatayım.

Ben, Tayyip Bey’in şu huyunu bu anlamda beğenirim: Dönüp halkına sahip çıktı “Halkım beni yalnız bırakmadı.” dedi. Ergenekon ve Balyoz davalarının olduğu dönemde aynen böyle bir ortam vardı, bugün Fetullahçılara nasıl bakılıyorsa, o gün Ergenekon ve Balyoz sanıklarına öyle bakılıyordu ve biz “Postal yalayıcılar, darbeciler, askerlerin uşakları” diye bütün toplumdan dışlanmıştık, kimse askere selam vermiyordu, yanlarına giden de yoktu ve o dönem otobüs otobüs insanlar Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelip Silivri’nin tarlalarında lağımdan çekilmiş su –çünkü üzerimize su geldiğinde o parçaları da geliyordu - ve yoğunlaştırılmış biber gazı baskısı altında, o insanlar bu davalara, haksızlık olduğunu ve on binlerce insan… Bunun içinde kim vardı? CHP örgütleri, dönemin İşçi Partisi örgütleri, Atatürkçü Düşünce Dernekleri gibi örgütler vardı. Darbeye ilk karşı çıkan –bugün 15 Temmuz darbesi var ya hiç hatırlamadığımız - insanlar da onlardı. Mecliste başımıza neler geldiğini biliyoruz. Kemal Kılıçdaroğlu Silivri’yi arkasına alıp “Burası bir toplama kampıdır.” dediğinde başına neler geldiğini biliyoruz. Avukat, savcı meselesini biliyoruz ama bizim şöyle bir kaderimiz var: Biz, yaptığımız her şey dolayısıyla, yaptığımız dönemde de yalnızız, sonrasında da yalnızız ama bu bizim her dönem haktan, hukuktan, adaletten yana olacağımız gerçeğini değiştirmez. Bugün de şunu diyoruz: Bu Fetullahçılara hesap sorulmalıdır ama işkencesiz, hak ve hukuk içinde sorulmalıdır. Yarın kim mağdur olacaksa aynı pozisyonu göstereceğiz. Ama görüyoruz ki bu ülkedeki bizim üzerimize altmış yıldır yapılan iftiralardan her dönem yalnız kalacağız. Bu dönem de yalnız kalsak, gelecekte de yalnız kalsak hak hukuk neredeyse orada olacağız.

Teşekkür ediyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ben özellikle benimle ilgili söylediğiniz sözlere teşekkür ederim. Değerlendirmelerinize de katılıyorum, onu da ifade etmek isterim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Kocabıyık…

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Sayın Paşam, hoş geldiniz.

Şimdi, bu Fetullahçı terör örgütüyle mücadele tarihinde sizin özel bir yeriniz olduğunu biliyoruz, böyle düşünüyorum çünkü ilk terminolojik tanımlamayı siz yaptınız bana göre. Sanıyorum o Harp Akademisindeki konuşmanızda “Asimetrik tehdit.” dediniz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Yok, onu başka bir yerde söyledim.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Öyle mi?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Herhâlde… Ben öyle hatırlıyorum ama önemli değil, doğrudur. “Asimetrik psikolojik harekât.”

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – “Asimetrik psikolojik harekât.” dediniz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Doğru.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Ve bütün bu tarihî süreçlerde bu örgütle ilgili terminolojiye de uygun en sağlam tanımlama budur bana göre ve sonuçta bu tanımlamanın ne kadar doğru olduğunu da hep beraber yaşadık.

Şimdi, 7 Şubat 2012 hadisesi var MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması, ardından 17-25 Aralık operasyonları oldu. Siz bu iki hareketi de nasıl değerlendirdiniz olduğu vakit, yaşandığı vakit? Hangi tanımlamayı yaptınız?

Yani şöyle bir düşünce geçti mi? İşte, asimetrik psikolojik harekât harekete geçti. Yani ben şimdi baktığım zaman, olayları bir bütün olarak okuduğum zaman bunu böyle düşünüyorum.

Bir de şöyle bir sorun var: Sizi siyasete çekme gibi bir düşüncem olmaksızın soruyorum bunu. Muhalefetten bir arkadaş 2007 tarihine sizin özel bir önem atfetmenizden dolayı bana göre özel bir soru sordu. Siz muvazzaf subayken yani Genelkurmay Başkanıyken geldiniz, Hükûmeti ikaz ettiniz, dediniz ki: “Bugün bize yapıyorlar yarın size yaparlar.” Haklı da çıktınız. 

Zaten Cumhurbaşkanı da bunu söyledi milletten af dileyerek. O gün sözüne güvenilir bir kanaat önderi olarak 17-25 Aralıktan sonra -hani bunu kamuoyuna açıkça söyleyemezdiniz belki ama- dostane bir şekilde muhalefetimiz bu yapıyla çünkü iş birliği yaptı. Kendi mensupları da söyledi, ittifak da yaptı.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – “İş birliği” yanlış bir kavram, sizin ortağınız onlar.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Bir dakika ya… Bak, burada biraz önce getirdiniz, “sticker” gibi yapıştırdınız, bir şey demedik Sezgin Bey.

BAŞKAN – Sayın Tankıkulu, hatip sözünü bitirsin, lütfen…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Çamur atma!

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Ben burada bakın…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Yanlış bir kavram.

BAŞKAN – Arkadaşlar…

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Efendim, sadece şunu soruyorum, dostlarınız vardır muhalefet partisinde: “Ya, bunu yapmayın. Bakın, bu yapıyla iş birliği yapmayın, ilişki kurmayın, bu yanlış. İktidarın yaptığı hatayı siz yapmayın.” şeklinde bir uyarınız oldu mu?

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Şaka gibi…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Şaka mı?

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Hakikaten siyaset yapmak gibi bir niyetim yok ama Aytun biraz önce bir şey yaptı.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – “İş birliği” yanlış bir kavram efendim.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, lütfen…

Efendim, lütfen Sayın Tanrıkulu… Sayın Tanrıkulu, burada bir usul var, Tüzük’e göre söz kesilmez, sonra söz istersiniz, lütfen…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Evet, çok geç kaldık lütfen, bir an önce bitireceğim.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Paşam, bir şey daha…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Tamam.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Analitik zekânıza hürmetten söylüyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Estağfurullah…

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – 2007’yle ilgili değerlendirmeler yaparken –bir hatırlatmada bulunacağım- 2008 yılında iktidar partisinin kapatılma olayını da bu değerlendirmelerinizin içinde lütfen daha bir bence zenginleştirebilir. Bu olay… Aynı şekilde biraz önce bir şey söylediniz, Fetullah Gülen’e Amerika’da yeşil kart verilmesi de aynı tarihe denk geliyor. Ne oldu da yani… Bu korelasyonları kurmak lazım diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Evet, ben teşekkür ediyorum.

Birincisi, asimetrik psikolojik harekât ismi üzerinde algı operasyonudur. Bu psikolojik harekât ayrı bir şey. Yabancılar buna “bilgi destek harekâtı” filan da derler ama bizim tam anlaşılacak olay bir psikolojik harekâttır. Psikolojik harekâtla algı operasyonu oluşturursunuz yani olmayanı olmuş gibi gösterirsiniz. Neyin üzerinden? Medya üzerinden. Olay bu.

Biz o dönemde, evet, ciddi şekilde asimetrik psikolojik harekâtla karşı karşıya kaldık. Genelkurmayın medyası mı var? Yok ki. Adamların yüzlerce medyası var bizim medyamız yok. Adamlar her gün konuşuyor biz ayda bir konuştuğumuz zaman “Vay efendim, çok konuşuyor.” diye tenkit ediliyoruz vesaire. Dolayısıyla artı o süreçte özellikle terörle mücadeleyi hatırlayın, ne kadar Silahlı Kuvvetlere saldırılar oldu, hep başarısız, başarısız. Dolayısıyla asimetrik psikolojik harekât bu kapsamda bir algı operasyonudur ve dediğim gibi bir olmayan konuyu algı olarak kamuoyuna yansıtılmasıdır. Önemlidir, terörün de en önemli silahıdır aslında. Yani terör örgütleri de psikolojik harekât üzerinde yani yaptığı silahlı eylemler bile bir noktada halk üzerinde psikolojik harekâta yöneliktir. Şimdi, bu kapsamda, efendim, işte 7 Şubat MİT olayı, sonra 17-25 olaylarını psikolojik harekât kapsamında ben düşünmüyorum, o tamamen operasyon, farklı olaylar…

“2007 yılı.” dediniz, doğrudur, 2007 yılı çok önemli bir yıl. Detayı zaten bu kitaplarda neler yaşanmıştır, neler olmuştur, onları ifade ettik. Bir kelimeyi düzelteyim ben, Başbakanı ikaz etmedim. Bizim öyle bir şeyimiz yok. Yani Başbakanı nasıl ikaz ederiz? Biz Başbakana sadece bilgi söyledik, bilgi verdik. Yani “ikaz” lafı çok ağır bir laf, ikaz olmaz yani kelimelere de dikkat etmemiz lazım.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Özür dilerim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ - İkaz olmaz, sadece görüş ve önerilerimizi söyledik, bilgi verdik.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Muhalefete de benzeri ikazlarda bulundunuz mu?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Yok, o benim konum değil.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

Sayın Hüsnüye Erdoğan, buyurun efendim.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sayın Başbuğ, hoş geldiniz. Verdiğiniz değerli bilgiler için teşekkür ediyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ben teşekkür ederim.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Ben de Komisyon üyesi değilim ama yaşanmışlıkları bizzat yaşadığımız için sizinle samimi olarak paylaşmak istiyorum ve tabii ki soracağım konular da var.

Sözünüzün başında mahkeme kararına atıfta bulunarak, konuşmanızın başında “Bu kararda laikliği bertaraf edip dinî bir örgütlenmeyle devlet düzenini tesis edeceği vurgusu yapılmaktadır.” diye bir ibare vardı mahkeme kararında. Yalnız takdir edersiniz ki bu FETÖ terör örgütü insanların din duygularını kullanarak, takiye yaparak bu süreçte bir din devleti kurma arzusunda değildi, bilakis kendi emellerini gerçekleştirmek için böyle bir yol izledi. Bunu aslında mahkeme kararının, savcının eğer mütalaası böyleyse orada da bir muhafazakâr insanlara haksızlık edildiğini düşünüyorum. 

İkincisi, MİT’le ilgili tabii ki müsteşar yardımcılığı görevi olsaydı diye bir isteğiniz olmuş zamanında ama o dönemde müsteşar yardımcısı askeriyeden olsaydı bile belki de o da doğru bilgiler vermeyecekti. Şu dönemdeki işte, yaverler, özel kalemler vesairede olduğu gibi.

DURSUN ÇİÇEK (İstanbul) – Cevaba cevap hakkı yani. 

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Aslında hepimiz çok -Allah korusun kötü bir tablonun içinden bugünlere geldik.

Yine, 2002 ve 2010 döneminde siz MİT’ten gelen bu yapıyla ilgili hiçbir ihraç kararı olmadığını söylediniz. Ama biz biliyoruz ki hep MGK kararlarında işte basında kelime olarak “irtica” kullanılıyordu ama sizin biraz önce de belirttiğiniz gibi “Disiplinsizlik diye biz atıyorduk.” dediniz. Burada aslında belki de onlar yine bir takiye uyguladılar, kendi yaşamlarında dinî bir görüntü sergilemediler. İşte, hanımlarının fiziki görünüşlerini değiştirdiklerini, efendim yine evlerindeki dinî vesaireye ait olan birtakım nesneleri evlerden uzaklaştırdıklarını bizzat biz yani yakınımızdaki, işte çevremizdeki olan insanlardan görerek biliyoruz ki bugünlere hazırlık yapıyorlarmış. Aslın da, o dönemde atılanların, işte ihraç edilenlerin gerçekten samimi insanlar olduğunu belki de düşünmek gerekir diye yani samimi bir şekilde soruyorum bunu çünkü onlar bunları da eleyerek o dini, samimi Müslümanları o yerlerden uzaklaştırarak kendilerine generalliğe giden, orgeneralliğe giden kapıları açılsın diye kullanmışlar.

BAŞKAN – Toparlayalım Hüsnüye Hanım. Biz milletvekillerimize ikişer dakika…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Ayrıca, Yüzüncü Yılla ilgili yine bir sözünüz oldu. Ben de o dönemde bir akademisyen eşi olarak oradaydım.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Van’da mı?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Van’daydım.

Yalnız sadece bu davanın bu süreci kullanmak için yapıldığını, açıldığını ben düşünmüyorum çünkü ben eşimin üzerinden yeşil pasaport alacakken fişlendiğimizi ve rektör beyin çekmecesinden benim pasaporttaki resmimin, o sayfanın fotokopisi çıktığında söylemek istiyorum. Tabii, bu, kafamızda zihnimizde nasıl bir soru işareti bırakır, bunu da takdirlerinize bırakıyorum.

Yine, 28 Şubat 1997 kararlarında belki de samimi insanları incitecek derecede alınan kararların bu kişilerin bugünlere gelmesinde önemli bir karar olarak… Şimdi, onu görüyoruz açıkçası yani o dönemde alınan kararlarda insanlar kendilerini sakladılar, samimi olarak samimi duygularını bir tarafa bıraktılar samimi insanlar göz önünde kaldı ve onlar bertaraf edildi. 

Ben biraz de öz eleştiri noktasında belki bunları söyledim. Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Bilgi katkısı oldu galiba?

Bir şey söyleyecek misiniz Sayın Başbuğ?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Kısaca tabii cevap vermek isterim.

Birincisi, bu devlet güvenlik mahkemesi kararı, gerekçeli kararı, mahkemenin kararı, savcının iddianamesi falan değil, devlet güvenlik mahkemesinin kararını ben ifade ettim. O kararda diyor ki: “Laik devlet yapısını değiştirerek yerine din kurallarına dayanan devlet kurmak.” Eğer siz hâlâ Fetullah Gülen’in bu amacı taşımadığını düşünüyorsanız benim bu konuda söyleyeceğim hiçbir şey yok.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Şöyle, yanlış anlaşılmasın ama din duygularını kullanarak kendine özgü bir hayat tarzı sergilemesi…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ama herhâlde bu laik devlet olmayacak.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Yani orasını ben bilemem, orasını bilemem…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Hemfikiriz herhâlde? Nasıl… Bilmeniz lazım. O zaman… Neyse… Yani onu iyi bilmek lazım yani bu çok önemli bir sosyal olgu. Aslında Türkiye’de laikliği kaldırıcı bir darbe girişimi. Bu 15 Temmuz darbe girişimine bir isim koyacaksanız laikliğe yapılan bir darbe girişimidir eğer başarılı olsalardı.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Devletin sadece laiklik ayağı yok Sayın Başbuğ, dört ayağı var: Sosyal, hukuk…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Tamam. Ya, onları isterseniz sonra tartışalım. Onu ben geçen de, doğru… Laikliği dört kavramda düşünmeniz lazım. İlk önce, dediğiniz gibi hukuk anlamında siyasal laiklik var, efendim, sosyal laiklik var, dördüncü laiklik de felsefi anlamda laikliktir, o ayrı bir konu, doğrudur.

Ha, benim düşüncem şu: Eğer bunlar başarılı olsaydı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin hâlâ laik devlet yapısına sahip olacağını düşünmek bence yanlış diyorum ama siz farklı düşünebilirsiniz, saygı gösteririm, saygı gösteriyorum.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Benim söylemek istediğim, kastetmek istediğim bu değil ama.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Tamam, ben belki yanlış anladım o zaman.

Peki, “MİT Müsteşar Yardımcısı asker olsaydı aynı şey olabilir miydi?”

Yani faraziye. Olabilir tabii. Yani, hayır, olmaz diye iddia edemem.

Silahlı Kuvvetlerden uzaklaştırılanlarla ilgili, 2002 -2010 dönemiyle ilgili benim değerlendirmem. Diyorum ki: 2002-2010 döneminde biz MİT raporu olmadan Silahlı Kuvvetlerden kimseyi atmadık. Daha önceki dönemlerdeki uygulama farklı. O konunun tartışması ayrı bir konudur. Benim söylediğim 2002-2010 döneminde olmadı ve olmamıştır kesinlikle. 

BAŞKAN – Evet, sorumluluk dönemi olarak alıyorsunuz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ama burada ilginç bir nokta var, sonradan biz de bunu anladık: Adamlar meğerse MİT vasıtasıyla, MİT kanalıyla kendilerine rakip olan bir cemaatin adamlarını bize attırmışlar. Kim o cemaat? Mehmet Kurdoğlu Cemaati. Evet. Bu da bir gerçek.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Mustafa Akaydın Bey, buyurun.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Paşam, çok teşekkür ediyoruz. Her zamanki kaliteli sohbet ortamını burada bize temin ettiğiniz için size çok teşekkür ediyorum.

Bir anımsatma belki hatırlamayacaksınız diye yapmak isterim. Sene 2007, Harp Akademisi SAREN Toplantısı. Ben rektör olarak oradayken, lütfettiniz, beni protokol masasına rektörlerden bir tek beni davet etmiştiniz.

Orada Justin Mccarthy, çok ünlü Pentagon yazarı Michael Rubin, Yaşar Paşam vardı, siz vardınız, SAREN Başkanı vardı. Ben size 27 Nisanı sormuştum İngilizce konuşulan bir ortamda ve bana “No comment” diye cevap vermiştiniz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Öyle mi? O kadar hatırlıyorsunuz.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Çok net hatırlıyorum. Hiç unutmadım bir gün tekrar sorarım diye. Fakat bugün cevabını verdiniz yani ben aldım bunun cevabını. Onun için bu hatırlatmayı yapayım sonra devam edeyim dedim.

Bir de AK PARTİ’li arkadaşlarım sakın bir kışkırtma demesinler. Van Yüzüncü Yıl olayını en yakın yaşayanlardan bir rektördüm. Oradaki olayların üstüne gittiğimizde, maalesef, bendeki, tabii, rektörlerdeki kanı –Adalet Bakanının makamına gittik, Sayın Çiçek- o olayın arkasında Çiçek ve Hüseyin Çelik’in de bazı rolleri olduğunu düşünüyorum. Beni affedin. Ferhat Sarıkaya 15 Temmuz darbesinden sonra basına yansıyan bir ifadesinde “Bu davanın iddianamesi bana flash disk olarak Ankara’dan gönderilmiştir.” dedi. Bunlar basında var.

Ama, sizin, tabii, Hüsnüye Hanım, çektiğiniz bir eziyet varsa o üniversitede, buna da üzgün olduğumu ifade etmek isterim ama… 

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Rektör eliyle yalnız. 

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Tamam. Benim çok saygı duyduğum bir rektördür ama yaptıysa, tabii, onu artık burada tartışacak değiliz.

Paşam, o zaman yaptığınız gibi belki şimdiki soruma da yanıt vermekten imtina edebilirsiniz, gene saygı duyarım dokuz sene önce olduğu gibi. Ben bir kurmay subay çocuğuyum. Darbelerin hepsini, küçük yaşımda 1960 olmak üzere -babam asker olduğu için- evde bizzat yaşadık, diğerlerin hepsini yaşadık bizzat evimizde 22 Şubat olmak üzere. Babam Genelkurmaydaydı 22 Şubatta.

Sizler, tabii, kurmay mektebinde, akademide strateji, askerî tarih, darbeler tarihinde okuyan ve okutan hocalarımızsınız. Bu darbe olayında –siz de biraz ifade ettiniz, bazı sorularda da değinildi- bana tuhaf gelen bazı unsurlar var yani darbe böyle olmaz gibi geliyor.

Yani neden bir pilot havalanıyor da örneğin sarayın bahçesine bomba atıyor elinde koskoca haritaları var gibi, tuhaf şeyler var. Neden kalkıp da medyanın bir anda ele geçirilmesi gerekirken, siyasilerin ele geçirilmesi gerekirken hiç ilgisiz bir köprü başı tutuluyor, köprünün öbür tarafı serbest bırakılıyor gibi. Bana bu biraz inandırıcı gelmiyor. Bunu da hep terennüm ettim. Size sormak istiyorum.

Siz bugün Genelkurmay Başkanının yerinde olsaydınız –Allah korusun, olmanızı istemem- bu olayları yaşayıp yakın çevrenizin hepsi FETÖ’cü çıkmış, kemerle boynunuz sıkıştırılmış, bu Silahlı Kuvvetlerde hâlâ göreve devam eder miydiniz? Yani emir komuta açısından bu, Silahlı Kuvvetlerde bir zafiyet yaratmaz mı diye düşünüyorum?

Teşekkür ederim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Evet, kısaca cevap vermeye çalışacağım.

Efendim, bu 15 Temmuz gecesi yaşanan olaylarda biraz tuhaf gelen, acaba böyle mi denen noktalar var mıdır? Vardır, olabilir. Ancak bütün bunlara rağmen -ben başlangıç konuşmamda da bunu açık, net ifade ettim – 15 Temmuzda yaşanan olayları bir oyun, bir senaryo olarak değerlendirme, böyle bir sonuca gitmenin doğru olmadığını ve yanlış olduğunu düşünüyorum. 

Bakın, madem açtınız, 22 Şubat 1962. Siz de o tarihe şahit olmuşsunuz. Biz Harp Okulu öğrencisiyiz. Talat Aydemir. Fethi Gürcan muhafız alayını ele geçirir. Dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakan, komutanların hepsi Çankaya’da, Köşk’te. Fethi Gürcan açar der ki: “Efendim, hepsi burada.

Muhafız alayı benim elimde. Bunların hepsini yakalayayım.” Talat Aydemir der ki: “Bırak onları serbest.”

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Hiçbir rasyonalitesi yok.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Bitti. Bu maalesef böyle yani. Birinci konu o.

İkincisi, benim -kusura bakmayın- şöyle bir yaklaşımım vardır: Ben başkasının yerinde olduğum takdirde ne düşünürsünüz sorusuna en kızdığım konulardan bir tanesidir. Pardon, kızma lafını –özür diliyorum- çektim. Bu hiç âdetim de değildir, ben onun yerinde olsaydım…

Bakın, bu hep yapıldı. Benim için mesela kozmik oda. Ben bilmem ne olsaydım… Kardeşim, o gün sen Genelkurmay Başkanı değildin, bir. İki, o gün o kararı alırken benim Genelkurmay Başkanı olarak elimdeki bilgilere sen sahip misin? Hayır sahip değilsin. Dolayısıyla, o olayla ilgili değerlendirmeleri o olayların içinde olan, bizzat yaşayan, bizzat bilgi sahibi olan kişilere sormak lazım. O olayları yaşamayan, dışarıdan gören, şartları bilmeyen insanların o kişi yerine geçerek “Bugün ben olsaydım böyle yapardım.” diye yorum yapmasını ben pek şey görmüyorum.

BAŞKAN – Sayın Çiçek son olsun.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Dursun sende mi soru soracaksın?

DURSUN ÇİÇEK (İstanbul) – Kolay soru soracağım.

BAŞKAN – Ama Dursun Bey herhâlde durumun nezaketini anladı. Buyurun.

DURSUN ÇİÇEK (İstanbul) – Şimdi, demokrasinin ve cumhuriyetin kalbine hoş geldiniz Komutanım.

Tabii, birlikte bir kumpas sürecinde bedel ödeyenlerdeniz. Hilmi Özkök Paşamıza bir soru sormuştum “Niye siz değil de İlker Başbuğ bu örgüt tarafından hedef alındı?” diye. “Sanırım bizden daha dik durduğu için, daha mücadeleci olduğu için hedef alındı.” diye vurgulamıştı.

Şimdi, geçmişte ABD, Türkiye’de Silahlı Kuvvetleri en yakın müttefik olarak gördü. Az sonra muavenet olayı, çuval olayı, 1 Mart tezkeresi, kumpas davaları ve Deniz Kuvvetlerinin hedef alınması Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında FETÖ’yü kullanan ABD neden Türk Silahlı Kuvvetlerinin üzerini çizdi ve bu kumpas davalarında Silahlı Kuvvetleri hedefe oturttu, buna da içerde siyasi iktidar ve dışarıyla bağlantılı olarak da Fetullahçı terör örgütü yardım yataklık yaptı? Birinci sorum bu.

İkincisi, Sözcü’de bir röportajda İsmail Hakkı Pekin -ki bizim İstihbarat Başkanımızdı- Silahlı Kuvvetlere sızma girişleriyle ilgili bilgi talep ettiğinizi MİT Müsteşarına gönderdiğinizi anlatmıştı. MİT Müsteşarının da “Ya bu yaşlı adamdan ne istiyorsunuz? İşte Türkiye’ye hizmet ediyor. Gelin sizi tanıştıralım. Siz de seveceksiniz bu adamı.” cevabını size getirdiğinde, Başbakana veya Cumhurbaşkanına o ortamda ne sordunuz, ne ilettiniz?

Son sorum da: Devletin savunma mekanizmaları olan Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Toplumla İlişkiler Başkanlığının kapatılması, Özel Kuvvetlerin hedefe oturtulması, Genelkurmay Bilgi Destek Dairesinin kapatılması, askerlerin yargılama esaslarının değiştirilmesi gibi siyasi iktidarın aldığı kararların bu kumpas sürecine ve FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimine katkısı nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Başbuğ, bir mağdur daha, Sayın Cihaner’in ışığı yanıyor, öyle görüyorum. Onu da alıp birlikte sizin açınızdan sakıncası yoksa…

Sayın Cihaner, buyurun.

İLHAN CİHANER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Hoş geldiniz Sayın Başbuğ.

Ben çok kısa soruyorum. Çok da herhâlde yoruldunuz. Tabii, başlangıcı da bilemediğim için belki mükerrer de olabilir bazıları.

Tabii, Komisyonun bir amacı da alınacak tedbirler, alınması gereken önlemler. Genellikle buraya nasıl gelindiği üzerinde duruldu ama birincisi ve bence en önemli şey bu. Mücadele nasıl gidiyor? Yani ordudaki özellikle açığa almalarda -belki spekülatif olacak ama- isabet kaydı ne? Örneğin birkaç gün önce Hava Kuvvetleri Komutanının “Hava Kuvvetlerinin ancak iki yılda kendisini toparlayabileceği.” gibi şu iklimde belki de edilmemesi gereken ama hepimizin ürkmesi gereken işte “uçak sayısı kadar bile pilotun kalmadığı” gibi birtakım yorumlar var. Mücadele nasıl gidiyor? İsabet oranı ne? Yani özellikle size de geliyordur, tabii, önceki göreviniz nedeniyle. Bize yansıyan bazı soruşturma dosyalarında ifadelerde darbenin bir parçası olmak bir yana önlenmesinde kritik görevlerde bulunmuş, bazı girişimlerde bulunmuş çok kritik konumdaki askerlerin de ihraç edildiği, hatta sıkıyönetim listelerinde “devam” denilenlerin sırf bu gerekçeyle tutuklanıp ihraç ediliyorken aynı konumdaki bazılarının terfi ettirildiği falan gibi böyle eşitsiz durumlar da var.

Bu konuda mücadele nasıl gidiyor? Önlemleri yeterli buluyor musunuz?

GES’in MİT’e devri yani darbenin gelişinde belirleyici olmuş mudur?

BAŞKAN – Aşağı yukarı konuşulan konular ama bulunmadığınız için Sayın Cihaner.

İLHAN CİHANER (İstanbul) – Evet, onun için orayı geçebilirsiniz.

Bir diğeri de: ABD’nin özellikle Türkiye’yle olan askerî iş birliği, birlikte hareket noktaları, dünyadaki iletişimi tespit kabiliyeti göz önünde bulundurulduğunda, sizce, Amerika Birleşik Devletleri bu girişime hangi aşamada tam anlamıyla vâkıf olmuştur? Bu da belki biraz spekülatif bir soru ama mutlaka kafa yormuşsunuzdur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Buyurun.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Herhâlde kapatıyoruz.

BAŞKAN – Evet, kapanış konuşması.

Buyurun efendim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Sayın Çiçek’in şu sorusu oldu: “TSK neden hedef oldu?” Bu kitapta bu çok detaylı olarak var.

Şimdi onun için zaman almayalım.

Tabii, bu süreçte, özellikle 2002’den 14 Temmuz 2016’ya kadar süreçte önemli şeyler olmadı mı, özellikle FETÖ? Bunu detaylı olarak anlattı. Ama mesela bunlardan en önemlisi 26 Haziran 2009’da bu Mecliste çıkarılan yasadır. Bu, gerçekten üzerinde çok ciddi durulması gereken bir konu ki Genelkurmay Başkanlığından ne görüş alınmıştır ne bilgisi sorulmuştur. Bu yasa değişikliği, tabii, karşı tarafa büyük bir cesaret vermiştir, elimizi de bağlamıştır.

DURSUN ÇİÇEK (İstanbul) – MİT Müsteşarının size gönderdiği cevap…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Şimdi, doğrudur.

Yani MİT Müsteşarının, tabii, özellikle işte bunlar yaşlı… O kadar detayı hatırlamıyorum. Ama söylenmiş olabilir bana da. Ne tepki verdim onu da hatırlamıyorum.

DURSUN ÇİÇEK (İstanbul) – Sizin bakış açısını yani…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Onu, tabii, detayları şu anda hatırlamıyorum ama arkadaşımız öyle diyorsa doğru söylemiştir. Yani ona karşı bir görüşte olamam.

Efendim, TSK’da alınan tedbirler ne kadar doğru? Sayın Cihaner, ben de şimdi sizin kadar izliyorum. Benim özel bilgi kaynağım yok.

İLHAN CİHANER (İstanbul) – Bizim de yok özel bilgi kaynağımız.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ – Ama konuşmamda da onun altını çizdim. Önemli olan elbette bununla mücadele edelim ama yasal, hukuk kuralları içerisinde kalınarak hareket edilmeli. Başlangıçta bazı hatalar, yanlışlar yapılabilir çünkü çok vahim bir olay yaşanmış ama önemli olan, bu hataları en kısa zamanda tamir etme yönünde yargı çalışmalı, mutlaka tedbir almalı.

Türk Silahlı Kuvvetleri buradan etkilenmiş midir? Etkilenmemesi mümkün değil. Bakın, bugün gelirken buraya duydum, yanılmıyorsam Jandarmada veya Silahlı Kuvvetlerde şu kadar insan, her gün binlerce insan… Bunların Silahlı Kuvvetleri etkilememesi mümkün değil ama bir şey yapılmaması da doğru değil. Şimdi, burada işte, özellikle yargıya düşen tarihî bir görev var. Burada dikkatli olmalı, hakikaten, delillere, belgelere dayalı hareket etmeli. Yoksa, duyumlar, şüphelerle hareket edilirse nasıl çıkacağız bu işin içinden, bu hakikaten düşündürücü bir nokta. 

Tabii, yalnız bu 15 Temmuz sürecinde değil, ta 2007’lerde başlayan, Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan komplolar neticesinde Türk Silahlı Kuvvetleri büyük darbe yemiştir ve maalesef, bu 15 Temmuz olayının da en büyük darbesini yine Silahlı Kuvvetler yiyor ve tabii ki personeli kaybediyoruz. 

Özellikle, tabii, 15 Temmuzu ayrı bir yere koyuyorum, ben daha önceki süreçle ifade ediyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerinden çok değerli insanlar atıldı yani elimine edildi. Bazı kişileri kolay koyamazsınız. Mesela bir pilot, bir pilotun yetişmesi ne kadar uzun süreler… Yani, yarın siz pilot ihtiyacını “Hadi, şurada var, hemen, tak.” değil. Bir filo komutanı, bunlar çok tecrübe… Deniz Kuvvetleri için de önemli. Zaten en büyük zararı da, biliyorsunuz, Hava Kuvvetleri ile Deniz Kuvvetleri görmüştür ve buradaki personel de hakikaten uzun sürelerde profesyonel bir tecrübe, eğitim sonucunda gelen insanlar ve bunlar maalesef ve maalesef Türk Silahlı Kuvvetlerinden uzaklaştırıldı ve basından okuduğumuz kadarıyla –ki benim dönemim değildir o, 2010’dan sonraki süreçtir- terfi edenlere baktığımız zaman -bazıları istatistikli olarak da veriyor- maalesef terfi edenlerin büyük bir bölümünün de -hepsi değil elbette bu 15 Temmuz darbe girişiminde tutuklu olduğunu görüyoruz.

ABD’nin durumuyla ilgili daha evvel söyledim, herhâlde o bölümde siz yoktunuz.

Alınabilecek tedbirler konusunda, neler olabilir, onu da söyledim. Şimdi tekrar ifade etmek istemem ama sonuç olarak şunu söyleyeyim: Ben Genelkurmay Başkanıyken şöyle dedim: Güçlü ordu, güçlü Türkiye. Hâlâ duruyor. Bize bazıları saldırdı: Vay efendim, niye “güçlü ordu” demişim de “güçlü Türkiye” dememişim. Ya, o kadar mantıksız ki. Bakın, güçlü Türkiye olmadan güçlü ordu olmaz ama güçlü ordunuz yoksa hiçbir zaman güçlü Türkiye olamazsınız. Onun için bu orduya göz bebeği gibi bakın. Bakın, 15 Temmuzun akabinde bu orduya ihtiyacınız oldu ve bu ordu, yine her şeye rağmen, yapılan bütün haksızlıklara rağmen taş bastı göğsüne, kalbine, yüreğine, kendisine verilen görevi canı pahasına yaptı, yapmaya devam ediyor. Şimdi, o noktadan hareket ederken böyle bir ordu var. Yani, böyle bir ordusu olduğu için de bu millet şanslı. Dünyada başka hiçbir yerde böyle bir ordu bulamazsınız. Ya, lütfen, bu ordunun onurunu koruyalım, gururunu koruyalım, moralini koruyalım. Burada herkese görev düşüyor. Siyasete de düşüyor, medyaya da düşüyor. 

Ben son söz olarak da bunu özellikle kayda geçirmek istiyorum. Güçlü ordu olmadan güçlü Türkiye olmaz, güçlü Türkiye olmadan da güçlü ordu olmaz.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Demokrasiye ram olan her ordu başımızın tacı.

BAŞKAN – Sayın Başbuğ, davetimize icap ettiniz, Komisyonumuza bilgi verip soruları cevapladınız. Ben teşekkür ediyorum. Zaten Türk Silahlı Kuvvetleri hepimizin göz bebeği olarak gördüğü bir kurum. 15 Temmuz darbe girişimini yapanları biz ordumuz olarak değil, asker elbisesi giymiş hainler olarak değerlendiriyoruz. Bunda zaten hemfikiriz.

Ben tekrar Komisyonumuz adına teşekkür ediyorum, katıldığınız için çok sağ olun.

SON...

Yayına Hazırlayan : Halil ERGENLİ

TBMM Tutatnaklarından mümkün olduğunca okuma kolaylığı sağlayacak şekilde işaretlemeler yaparak önemli gördüğümüz bazı konukların dinlenme tutanaklarını yayınlamaya çalıştık. Dinlenen diğer kişilerin açıklamalarını TBMM Sitesine girerek aşağıdaki resimde gördüğünüz kırmızı kutucuklardaki bağlantıları takip ederek bulabilirsiniz.

komisyon sayfa

 

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 4033 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile