All for Joomla All for Webmasters
Cumartesi, 20 Şubat 2016 11:01

"Türküm, Doğruyum, Çalışkanım"

Öğeyi Oyla
(3 oy)

“Türküm!

Doğruyum!

Çelışkanım!

Yasam;

Küçüklerimi korumak,

Büyüklerimi saymak, 

Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.

Ülküm;

Yükselmek,

İleri gitmektir.

Varlığım, 

Türk varlığına armağan olsun.

Ne Mutlu Türk’üm diyene!”

Hem böyle öğretildik hem de paramparça edilesi bir sistemin dişlileri arasında paçavra eskisi gibi didik didik edildik. Ezildik, horlandık.. 

Söylem tamamdı...

Ya eylem?

Hem hamasetlerle yükledik beynimizi, hem de yok ettik bütün değerlerimizi.

Öğretildik, bilgi doldurduk; saf, tertemiz sıfır kilometre beyinlerimize...

Notlar aldık, taltifler, takdirler, teşekkürler...

Neye?

Rakamlara, sayılara...

Ya kalplere, gönüllere?

Matematik: 100

Fen Bilimleri: 99,9

Sosyal Bilgiler: 1

Türkçe: 2

Hal ve Gidiş: 0

Ahlak: Boş

İnsanlık: Oda ne?

Yardımlaşma: -

Paylaşma: ?

Tarih: !

Teşkilatlanma: Sıfır

Ya eğitim?

Çocuklarımız Tıp Fakültelerini kazanıyor... Mühendisliklerde okuyor ya, bana ne ahlaktan, bana ne faziletten?

Benim kızım doktor olacak, benim oğlum mühendis olacak.

Yeter mi, yetti mi?

Ya insan olabilecek mi? 

Ya komşu olabilecek mi?

Ya gülmesini öğrenebilecek mi?

Ya sevgiyle dolabilecek mi?

İçimizde birbirimize düşman, dışarıda hamaset... 

Hukukçularımız var.

Aynı dönem, aynı hocalardan, aynı kitaplardan, aynı kanunlardan, aynı kurallardan ders alan.

Aynı olayı birisi katmer yaptırıp yutturamıyor, diğeri zehir edip yudum yudum içiriyor. Birinin “ak” dediğine öteki “kara” diyor.

Nasıl bir hukuk? Nasıl bir adalet? Nasıl bir hakkaniyet siz anlayabiliyor musunuz?

Hayır ben anlayamıyorum.

Nasıl güvenip de çıkacağım hakim karşısına?

Doktorlarımız var tıp ilmini zerresine kadar yudum yudum içip tüketmişler.

Biririsi; “tereyağı yeyin” diye bağırıyor, diğeri “sakın ha!” diye korku dağları gönderiyor üstümüze.

Kocaman kocaman profesörlerimiz var. Televizyonlarda memleket meselelerini tartışıyorlarken, birisi terörü; yemyeşil çayırlı çimenli manzaralar eşliğinde sevda şiirleri yazdıratacak kadar övgüler düzüp masum gösterme gayreti içinde, diğeri hamaset nutuklarıyla “Allah! Allah!” nidalarıyla savaşlar ilan ettirecek...

İlim adamları yetiştirmişiz, gübreden bomba üreten, yüzlerce masum canı bir seansta yok edebilen.

Önüne gelen adam öldürsün diye, suçu günahı olmayan idam sehpalarına kement atmışız, attırmışlar. Adam öldürmek de en doğal bir insani ihtiyaçmış gibi, demokratik hak olarak vermişiz katile, katillere... 

Adam öldürmek “demokratik hak”, öldüreni öldürmeyi düşünmekse “ilkellik...”

İsrail’e kızıyoruz.

Amerika’dan nefret ediyoruz.

Rusya’ya diş biliyoruz.

Niye? Çünkü onlar, kendileri için en doğal olanı yapıyorlar da ondan. Kendi yurdunu, kendi milletini, kendi dinini, kendi inancını, kendi milliyetini korumak adına almadığı tedbir bırakmıyor. Dünyada ne kadar entrika varsa hepsinin ilmini almışlar. Yanlış mı?

Bize de; hem hamaset öğretmişler, hem de “idamı kaldır!”, “demokrat ol”, “hukuka saygı göster”, “muhacirlere iyi davran”, “sınırlarına girenlere kapılarını aç, sakın ha çıkanlara izin verme!” diye ayar veriyor, insanlık ahlakı ihraç ediyor guya...

Almış eline kuklacının ipini, o yana çekiyor oynatıyor, bu yana çekiyor oynatıyor.

Biz ne yapıyoruz?

İçeride birbirimizi boğazlıyoruz.

Hamaset türküleri söylüyoruz.

“Yine de şahlanıyor aman, kolbaşının kıratı...!”

Şehidimiz, şehitlerimiz affedin bizi!

Sizleri sağken koruyamadık, sizlere yaşarken sahip çıkamadık. Dün mecliste yumruklaştık, şimdi ise bütün devlet-i umumiye ardınızda saftayız.

Her birimiz bir taraftayız.

“Türküm, doğruyum, çalışkanım.”

Söylem tamam da, eylem nerde, eylem hani ya?

Hoş, artık söylemi de yok...

Allahım sen bizi koru!

Tayyar Yıldırım

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 4656 defa

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile