All for Joomla All for Webmasters
Salı, 26 Ocak 2016 19:07

Masada Oturan Adam ve Süleyman

Öğeyi Oyla
(9 oy)

Rüzgar gibi girdi içeriye... Boş koltuğa hızlıca oturdu. Bir Masada Oturan Adam’a bakıyor, bir de kendi önünde bulunan sehpanın üzerindeki dergilere... Masada Oturan Adam, telefon konuşması devam ederken, bir ara ahizeyi kulağından uzaklaştırıp, “hoş geldiniz” ded,i Yeni Gelen Adam’a gülümseyerek... Sonra telefondaki kişiyle konuşmaya devam etti. Uzadıkça uzuyordu telefon konuşması. Muhtemelen Karşıdaki Konuşmacı Adam; “intibakların nasıl olacağı?”, “farkların hesaba ne zaman yatırılacağı?”, “kaç para alacağı?” v.b. konularda sorular soruyordu. Zira, Masada Oturan Adam’ın verdiği cevaplardan bu anlaşılıyordu.

İşaret parmağını şakağına dayayıp, oturduğu yerden şöyle aşağıdan yukarıya doğru bir bakış attı Yeni Gelen Adam... Göz göze geldi bir an Masada Oturan Adam'la... Önce gözlerini gözlerinden kaçırdı, sonra; “sizin buralarda çay söylemiyorlar mı misafire?” diye matrak geçti kendince...

Henüz çay çıkmamıştı. “Zaten çay çıkmış olsa, ben de bir bardak içmiş olurdum çoktan” diye düşündü, Masada Oturan Adam ama sadece düşündü. Çünkü telefonda konuşması bitmemişti henüz. İki kişiyle aynı anda konuşamazdı ki... Birisiyle konuşurken, diğeriyle “düşünerek anlaşacaktı" normal olarak...

Yeni Gelen Adam, dergileri karıştırdı bir kaç dakika daha... Nihayet telefon konuşması bitti Masada Oturan Adam’ın.  Sonra Yeni Gelen Adam’a döndü ve  “çay çıkmadı henüz, çıkar çıkmaz getirir görevli” dedi ve devam etti. “Olur mu hiç, biz misafirlerimize çay da söyleriz, yemek de söyleriz gerekirse. Bizim vazifemiz buraya gelen herkesi memnun, mesut göndermek. Onların mutluluğu bizim de mutluluğumuz olur” dedi Masada Oturan Adam. 

Tekrar hoş beş etti ve devam etti... Biraz mahcup bir halde ama sürekli olarak da bir şeyler öğrenme merakı içindeki Yeni Gelen Adam’ın yüzüne bakarak; “tanışalım” dedi... “Buyurun size nasıl yardımcı olabilirim acaba?” diye de ekledi.

“Evet tanışalım” dedi henüz adını dahi bilmediği Yeni Gelen Adam... “Ben emekli assubayım. 19..’liyim.  İsmim Süleyman... Ben böyle yerleri sevmem. O yüzden pek gelmem buralara” diye devam etti. “Ben iş güç sahibi bir adamım. Param pulum da var, kimseye muhtaç değilim. Maaşla da geçinmiyorum. Kaç para maaş aldığımı dahi bilmiyorum. Sizlere üzülüyorum, buralarda üç beş kuruş gelir elde etmek için milletin ağız kokusunu çekiyorsunuz, ona buna laf yetiştiriyorsunuz sürekli olarak. Bana göre değil bu işler” diye devam etti.

Pür dikkat dinliyormuş gibi yapıyordu Masada Oturan Adam. Anlaşılıyor ki bizleri burada parayla falan iş yapan profesyoneller olarak görüyordu. Araya girmek istiyor ama bir türlü fırsat bulup da soyadını soramıyordu Süleyman’ın... Siması pek yabancı gelmiyordu ama üye listesinde ismi var mıydı yok muydu onu da merak ediyordu doğrusu.  Bilgisayardan, üye listesini açtı önce... Sonra da, “ara-bul” seçeneğine “Süleyman” yazdı ama 5-6 Süleyman birden çıktı karşısına... Hepsinin fotoğraflarına bakmak için ayağa kalkıp defter bölümüne uzanmak istedi... Bu defa da, hayat hikayesini anlatan Süleyman’ın, “kendisini dinlemediğini” düşünüp, alınganlık göstermesinden çekiniyordu. Telefonun zili tekrar çaldı Masada Oturan Adam’ın. Zaten hiç susmuyordu ki... 

Telefonun “iptal” tuşuna bastı, biraz sonra dönmek üzere...

Süleyman devam ediyordu.. “Ben Sarıkamış'tayken Alay Komutanı  bir gün, denetlemeye çıkmıştı." Dizlerini göstererek, "kar, aha buralarımıza kadar geliyordu." "Alay Komutanı, askerlerin önünden geçerken döndü bana ve "assubayım, bu askerleri sen mi yetiştirdin? Aferin sana, sen üstün hizmet ödülünü hak ediyorsun, bunu dikkate alacağım” dedi. Diyeceğim o ki ben bu şekilde çalışan bir assubaydım...” diye klasik askerlik anılarını anlatmaya devam ediyordu.

 Hoş, bu askerlik anısı anlatma huyu biz assubayların önemli bir bölümünde mevcut idi. “Tereciye tere satmak” misali yani... Başka ne yapsaydık da? Uzay bilimlerini, okuduğumuz kitapları, ezberlediğimiz şiirleri mi anlatsaydık yanımızdakilere? Askerlik ruhumuza işlemiş bir kere. İkimiz bir araya geldik mi, elbette anladığımız konulardan, yani askerlikten bahsedecektik yekdiğerimize... 

Bir ara cesaretini toplayıp Süleyman’a soyadını sorma fırsatı buldu ve öğrendi Masada Oturan Adam.

Listeye baktığında, Süleyman’ın listede isminin olmadığını gördü. Üye değildi Süleyman. Bütün bu gayretlerinden Süleyman’ın haberi olmuyordu tabi... Bir taraftan onu dinliyor diğer taraftan da kayıtları kontrol ediyordu. Bilenler bilir, direkt olarak “üye misiniz?” sorusuna, üye olmayan meslektaşlarımız çok kızıyorlar... Bu tecrübesiyle yaklaşıyordu konuya, Masada Oturan Adam...

Süleyman, Sarıkamış hikayelerine devam ederken, yine bir fırsatını bulup araya girdi ve Süleyman’ın ilk geldiğinde söylediği;  “ben böyle yerlere çok uğramıyorum, sizlere de üzülüyorum, üç beş kuruş para kazanmak için onun bunun ağız kokusunu çekiyorsunuz" gibi  sözler etmiştiniz... Bunu bize mi söylemiştiniz, acaba?” diye kendisine sorduğunda “evet sizin için söyledim, işiniz çok zor” diye tekrarladı Süleyman...

“Bak Süleyman, bizi buralardan para kazanıyoruz falan diye mi düşünüyorsun yoksa? Anlamadım, ne parası? Ne üç beş kuruşu? Siz boş verin bunları da, bak çaylarımız da geldi, çaylarımızı içerken biraz da ben konuşayım müsaade ederseniz” diye söz istedi Süleyman’dan.

Süleyman bozulur gibi oldu önce, sonra bir pot kırmış olduğu hissiyle Masada Oturan Adam’ı dinlemeye koyuldu.

“Süleyman, burada görev yapanlar para falan kazanmazlar. Burada sadece gönüllü olarak hizmet yürütürler. Senin ve diğer bütün assubayların özlük haklarıyla ilgili çalışmalar yaparlar, onların sıkıntılarını paylaşırlar, ellerinden gelirse çare olmaya çalışırlar. Keşke siz, buraya  ilk kez geldiğiniz için öncelikle konuşma konusunda bizlere fırsat tanısaydınız da, bizler burayı ve hizmetlerimizi bir güzel anlatsaydık, daha sonra da sizi dinleseydik” dedi Masada Oturan Adam. "Hewm böylelikle ne bizleri üç beş kuruşa çalışan marabalar olarak görürdünüz, ne de diğer yanlışlarınızı bize söyleme fırsatı... Neyse bizler alışkınız bu durumlara. Buyurun!"

Süleyman direk konuya girdi. “Ben 2’nin 1’indeyim. Şimdi 1’in 1’ine düştüm. İntibaklar cepte tamam da tazminatlardan ne haber? O konuda bir çalışmanız var mı? Olma ihtimali nedir? Bizler intibaklardan yararlandık, tazminatlardan da yararlanacak mıyız? Kaç para alacağız? Cebimize ne girecek? Ne zaman alacağız?” şeklindeki soruları ardı ardına sıralayıverdi...

Halbuki ilk söze başladığında kendisinin; “parayla pulla alakasının olmadığını, maaşının bile kaç para olduğunu bilmediğini, bizlere, üç beş kuruş kazanmak uğruna üzüldüğünü” falan anlatıyordu. Oysa şimdi sürekli olarak; “cebine girecek olanın ne kadar olduğunu?”  merak ediyordu.

“Süleyman, istersen sen isteklerini yazıyla talep et, biz de size yazı ile cevap verelim. O kadar çok soru sordun ki...Bunu yazılı olarak versek daha faydallı olur. Ama burada kullandığımız kağıtlar, zarflar, posta giderleri, bilgisayar, elektrik, v.s giderlerin hepsi üyelerimizin aidatlarıyla karşılandığı için buraya bağış yapsanız keşke... Yoksa masrafını da karşılayamayız. Hani biraz önce “durumunuzun çok iyi olduğundan" falan bahsetmiştiniz, o bakımdan söyledim.Ya da sizi üye yapalım ve o şekilde hiç olmazsa siz de rahat olursunuz, biz de” demeye getirdi Masada Oturan Adam.

“Kardeşim siz emekli assubay değil misiniz? Ben de emekli assubayım. Burası emekli assubaylar derneği değil mi? Ben de buranın doğal üyesi sayılırım. Bana da hizmet etmek zorundasınız. Siz buraya gelen herkesten para mı istiyorsunuz?” diye çıkıştı Süleyman...  Son olarak da masaya yumruğunu indirip, ne kadar sinirlendiğini gösterdi bize ... Hatta düelloya bile davet etti Masada Oturan Adam’ı...

Bu tür tavırlara alışkın olan Masada Oturan Adam, istifini bozmadan cevap verdi...

“Evet Süleyman, biz buraya gelen herkese üye olmalarını tavsiye ederiz. Tabi üyelik görevlerinden olduğu için aidat anlamında para da isteriz. Yoksa şu an oturduğunuz sandalyeyi satın alamaz, ayaklarınızın kirlettiği zemini temizleyemez, adım atıp girdiğiniz mekanın kirasını, içtiğiniz suyun, aydınlandığınız elektriğin, ısındığınız doğal gazın bedelini ödeyemez ve şu sıcacık ortamı sağlayamazdık üyelerimize...

Ayrıca size verilen 2’inci dereceden 1’inci dereceye yükselme hakkını da temin edemezdik. Cebinize girecek olan, neredeyse maaşınızın dörtte biri kadar artışı da sağlayamazdık. Bunların kendiliğinden mi olduğunu düşünüyorsunuz?” diye sordu Masada Oturan Adam.

Süleyman, çok kızmıştı. Kızmıştı ama bu kızgınlığın aslında Masada Oturan Adam’a olan kızgınlık olmadığını, Masada Oturan Adam bundan önce birden fazla kez bezer olaylarla karşılaşmış ve tecrübe etmişti. O, Süleyman’ın aslında kendi yaptıklarına, yani onun kendi kendine kızgınlığının tezahürü olduğunu biliyordu.  Hiddetle çıkıp giden Süleyman’ın kısa bir süre sonra dönüp üye olacağını biliyordu.

Bildiği gibi de oldu zaten.

Süleyman şu an, Masada Oturan Adam’ın şubesinde üye... 

Süleyman hem üye aidatını yatırdı, hem de üstüne bir de bağış yaptı kendi derneğine...

Süleyman, sen çok yaşa e mi?

Tayyar Yıldırım

Ek Bilgi

  • Facebook Yorum:
    Share on Myspace
Okunma 6590 defa

Yorumlar   

0 #2 Levent KESMEN 29-01-2016 19:39
Çanakkale temad yönetim kurulunda iken üye olan ve olmayanlardan unumu elemişim, eleğimi asmışım.Tuzumda kuru,maddi gücümde var diyen çok meslektaşımız 100TL.zam olayında hazır bastığımız dilekçe örneklerinden almak için kapı önünde kuyruk olmalarını dün gibi hatırlıyorum.Yaşlı bir üyemizin yönetim odasına girip telefonunu fırlatıp niye bana sizin mesajlar gelmiyor diye bağırdığında telefonunu inceleyip mesajlara kapalı olduğunu dün gibi hatırlıyorum.Üye olan genç bir meslektaşımızın üye olmayan bir meslektaşımızın vefatında içeriye girip niye vefat haberini mesaj çekmiyorsunuz, çelenk göndermiyorsunuz,ben buraya para veriyorum diye bağrışlarını dün gibi hatırlıyorum.Ankara için dernek olarak ücretsiz otobüsler tutulup tüm üyelerimizi davet ettiğimizde 2 otobüsü zor doldurmamızı,banane diyenlerden bugün intibaklar üzerine cebine girecek parayı görünce tazminatlar hakkımız söke söke alırız,bizde mücadelede varız sloganları üzerine Sn.meslektaşlarımız önceliğimiz başlangıç derecemiz 9/2sidir dediğimizde bu 9/2si bana maddi getirisi olacakmı diye soranları dün gibi hatırlıyorum.Sb.ların ben harbiye mezunuyum biz bir olamayız sözlerini dün gibi hatırlıyorum.Yıllar sonra bir intibak olayında ben üniversite bitirdim şimdi lise mezunu asb.la birmi olacağım diyen meslektaşlarımızı dün gibi hatırlıyorum.Dün gibi hatırladığım öylesine acı olaylar var ki,dün gibi hatırladığım güzelliklere bakarak kendimi avutmaya çalışıyorum...
Alıntı
0 #1 Adnan GÜNGÖR 26-01-2016 22:44
Bu tiplere biz çalıştığımız ortamlarda da yakıtı aferin olanlar derdik.Her ortamda bunlardan 1-2 tane olmazsa olmazdı.
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile